admin | Eğitim Siteniz

Oyun



Süper bir SAVAŞ oyunu .. İndirmek YOK, Üyelik yok .. ÜCRETSİZ oyna ..
Facebook ile bağlan, server’ı seç ve HEMEN BAŞLA ..

http://bit.ly/yepyeni-savas-oyunu-indirme-yok-ucretsiz-uyelik-yok

Şimdi oyna, facebook ile bağlan, tekrar Hemen Oynaya bas ve başla

31. Gün FIKRALARI



bir bahar günü adam ve karısı hayvanat bahçesine giderler. kadın hoş bir
kolsuz pembe elbise giymiştir. hayvanat bahçesinde fazla kimse yoktur.
gezerlerken gorillerin olduğu bölümde oldukça kılli ve iri bir goril
görürler. goril kadını görünce heyecanlanır ve çite tırmanıp tek eliyle
göğsünü dövmeye baslar. (gorillerin kur yapma biçimi) herhalde kadının açık
giysisinden etkilenmiştir. adam bunun komik olduğunu düşünür ve karısına
gorili daha fazla tahrik etmesini önerir. kadın elbisesinin omuzlarını
indirir ve goril çığlıklar atmaya başlar. adam karısını biraz daha
teşhirciliğe ikna eder, kadın elbisesinin eteğini biraz yukarı kaldırır ve
goril çıldırır. goril zıplamakta ve bağırmaktadır. o anda adam karısını yakalar,
gorilin kafesini açar ve karısını içeri atarak kapıyı kapatır.
- şimdi ona başının ağrıdığını söyle.

———————————

adamın birisi kendisi hakkında kötü sözler söyleyen birine haddini bildirmek için evine gider fakat adamı evde bulamaz öfkesinden kapıya büyük harflerle “eşek” diye yazıp döner.
bir kaç gün sonra o adamdan şöyle bir yazı alır:
- bize gelmişsin kapıya attığın imzadan anladım.

—————————-

tiyatroda, ünlü oyuncu rolü gereği uşaklarına bağırır.
-atımı getirin!
o sırada münasebetsiz bir seyirci “eşek olsa olmaz mı? diye seslenir. oyuncu hiç istifini bozmaz:
-hay hay! buyrun beyefendi!.

————————————-

valinin biri bir köy kahvehanesine girer ve

- karısından korkanlar ayağı kalksın

bir kişi hariç herkes ayağı kalkar. vali o kişiye dönerek

- hiç mi? korkmuyorsun karından.
+ yoo niye korkayım ki. ne derse yapıyorum.

32. Gün FIKRALARI



?+Sigarayı bırakcam
-Bırakamazsın
+İddiaya girelim mi lan
-Tamam neyine
+Bir paket malborosına ¦D

—————————————

Adamin birini kirmizi isikta gectigi icin polis durdurmus, adamdan
ehliyet ruhsat istemis. Adam da “Yanimda yok, arkadasin evinde
iciyorduk, sanirim fazla kacirdim, biraz sarhosum orada unutmus olmam
lazım” demis.. Polis dumur olmus tabii..Kirmizi isik, alkol, ehliyet ruhsat yok…Gitmis komiserine durumu anlatmis…
Komiser gelmis adama ehliyet ruhsat sormus, adam cikartip uzatmis hemen.Komiser sasirmis tabiii…
Alkolmetreyi cikarip ufletmis, adamda zerre alkol yok…
Sasirmis tabi..
“Yaw memur bana sizin alkollu oldugunuzu ve ehliyetinizin yaninizda
olmadigini soyledi” demis.
Bizim uyanik donmus komisere..
“Siz ona aldirmayin, pek iyi degil galiba.. Birazdan size kirmizi isikta
gectigimi filan da soyleyebilir”

————————————————-

savcı, morgdaki üç ceseti incelemek üzere gelmişti. birinci ceset sırıtıyordu. savcı nedenini sordu.

“milli piyangoda büyük ikramiyeyi kazanmış, sevincine dayanamayıp kalp krizi geçirmiş ve ölmüş” dediler. ikinci ceset de sırıtıyordu. savcı sordu;

-bu neden sırıtıyor?
… -bunun da oğlu olmuş. sevinçten kalbine yenik düşmüş.

diye açıkladılar. üçüncü ceset temel’in kömür halindeki cesediydi. o da sırıtıyordu.

-bu neden oldu diye sordu savcı.
-efendim, buna yıldırım çarpmış.dediler.

-peki neden sırıtıyor?
-fotoğrafını çekiyorlar sanmış. :)

—————————–

Türklerin Diyalog Farkı :D ¦

Amerikan: Hey dostum burda bir problem mi var.?
Türk: Noluyo lan burda.?

… Amerikan: Korkarım seni öldüreceğim.d
… Türk: Son duanı et lan pezevenk.d

Amerikan: Ooov dostum hiç cool olmamışsın :)
Türk: Bu ne lan g**üme benzemişsin :)

Amerikan: Hey Steve neden kendine içki koymuyorsun.
Türk: Sülo kap iki bira ordan bakem.

Amerikan: Lanet olsun sana Christane .d
Türk: Allah belanı versin Nurcan .d

Amerikan: Aman Tanrım napcaz :D
Türk: Aha hapı yuttuk :D

Amerikan: Hey George kiza bak ne hos kız degilmi ?
Türk: Mami karıya bak la at gibi :D

Yurdumun İnsanı ¦

———————————

?- Baba Burası Çok Soğuk ;
- Git Köşede Otur.
- Neden ?
- Çünkü Köşe 90 Cº Derece :) )

———————————

Psikolog ile hastası arasında şu diyologlar geçiyormuş :
Hasta : – 38 yaşındayım ve hala uyurken yatağımı ıslatıyorum,lütfen bana yardım edin..
Doktor: – Üzülmeyin..Sorumlulukları kabullenememenizden ve gelişmemiş benlik isyanından kaynaklanıyor..Altınızı ıslatmamanınızı 2 yöntemle çözebiliriz..1.yöntem Psikanaliz yöntemi..Haftada 5 terapi alacaksınız benden ve saati 100 TL demiş doktor..
Hasta: – 2.yöntem nedir doktor bey ?
Doktor: – Bebek bezi..paketi 3 TL.: )

————————————

Uçağın kalkmasından 15 dakika sonra 50 kişilik uçağın hoparlörlerinden Kaptan Pilotun sesi duyulur:
- Sayın Yolcularımız uçağımıza hoşgeldiniz..Şu anda Atlantik Okyanusunun üzerinde 15 bin feet yükseklikte bulunmaktasınız..Sağ tarafınıza bakarsanız uçağımızın bir motorunun yanmakta
olduğunu çıplak gözle görebilirsiniz..Sol tarafa bakarsanız uçağın kanatının kopmuş olduğunu göreceksiniz..Aşağıya bakarsanız bir kırmızı bot içinde 3 kişinin size el salladığını göreceksiniz..Bu kişiler ben, yardımcı pilotum ve ucağımızın hostesi..Dinlemekte olduğunuz ses bir bant kaydıdır..: )

————————-

Yakısıklı genç bir adam ve yaşlı bir Yahudi ile uzun bir tren yolculuğunda aynı kompartmanı paylasırlar. Ihtiyar biner binmez, genç adam saati sorar, ancak yanıt alamaz. Tüm gece süren yolculuk boyunca da hiç konuşmazlar. Ertesi sabah, varış istasyonuna gelmeden önce, ihtiyar
- “Simdi saat 8.30 oldu!” der. Genç, şaşkınlıkla :
-”Niye ancak simdi cevap verdiniz ki?” diye sorar.
- “Bakınız, genç adam: Size dün aksam saati söylemis olsaydım, sohbete baslayacaktık. Bana muhtemelen, benim de gittigim kente yolculuk ettiginizi ve belki de oraya ilk kez gittiginizi söyleyecektiniz. Ben de iyi bir insan oldugum için, sizi evime davet edecektim. Orada kızım ile tanısacaktınız. Çok güzel bir kız oldugu için onu kesinlikle begenecektiniz. Eh, siz de çirkin sayılmazsınız – o da sizi begenecekti. Kuvvetle ihtimaldir ki bu is evlilige kadar gidecekti. Ben de düsündüm:S aati bile olmayan meteliksiz bir damatla, benim ne isim var?!?” : )
Fıkradan hisse : Saati olmayan adama kız verilmez

———————————

baba oğullarından su ister.
büyük oğlu yorgunum der, ortancaya söyler..
ortancası dersim var der, en küçüğe söyler ..
en küçük oğlu : kalk baba kalk bu şerefsizlerden hayır yok kendin iç banada bir bardak getir der.

—————————

bir gün bir karı koca, 18 yaşındaki oğullarını bir testten geçirmeye karar verirler. bir masanın üstüne, bir miktar para, bir dini kitap ve bir şişe şarap koyarlar. çocuk din kitabını seçerse din adamı, parayı seçerse işadamı, şarabı seçerse de tembel biri olacaktır bu testin sonunda. gizli bir yere saklanıp, olacakları merakla beklemeye başlarlar. bir süre sonra oğul gelir. parayı alıp cebine koyar. din kitabını görüp biraz sayfalarını karıştırır ve onu da alır. sonra şarabı görüp hepsini içer. babası eşine dönüp derki, “hanım bizim çocuğun durumu sandığımızdan da beter çıktı, galiba politikacı olacak!”

————————————–

temel paraşüt satıyormuş. bir müşteri gelmiş:

“beyefendi bu paraşütle 40000 fitten atladık diyelim.”

“evet.”

“açılmazsa ne olacak?”

“1.düğmeye bas açılır.”

“ya açılmazsa?”

“2.düğmeye bas açılır.”

“ya açılmazsa?”

“kardeşim 3. düğmeye bas kesin açılır.”

“tamam beyfendi 3. düğmede de açılmadı, ne olacak?”

“2 yıl garantisi var, getir değiştiririz.”

——————————-

dolmuş seyrü sefer halinde, gün sevgililer günü. radyodaki dj güzellik olsun diye, “bu gün sevgililer günü. hadi yanınızdaki o güzel insanın elini tutup, gözlerinin içine bakarak seni seviyorum deyin”, deyince dolmuştaki çiftler dj’nin isteğine uydular. bu arada ön koltukta tek başına oturan adam, şöyle çevreyi kolaçan ederken, gözü şöföre takıldı. şöförden tepki, “sakın aklından bile geçirme.

30. Gün FIKRALARI



bir şirketin üst düzey yöneticisi, new york üzerinde balonla dolaşırken pusulasını düşürüyor ve kayboluyor. inmek için uygun bir yer ararken, gökdelenin tepesinde bir adam görüyor. ona, “ben neredeyim acaba?” diye soruyor.
- yerden 500 feet yükseklikte, bir balonun içindesin.
yönetici sinirleniyor…
-sen mühendissin değil mi?
- evet nereden bildin?
- çünkü başım belâda ve sana bir soru soruyorum. verdiğin cevap yüzde yüz doğru ama hiç işime yaramıyor.
- sen de yöneticisin değil mi?
- evet sen nereden bildin?
- çünkü yerden 500 feet yükseklikte bir balonun içinde kaybolmuşsun. pusulan yok, berbat durumdasın. fakat bu, şimdi benim suçum oldu.

————————————-

kadın eve geldiğinde kocasını mutfakta sinek öldürürken görür ve sorar:
—ne yapıyorsun?
— sinek yakalıyorum…
— öldürebildin mi bari?
— evet, 3 erkek ve 2 tane dişi yakaladım!
şaşkınlık içerisinde sordu kadın:
—dişi sinekle erkek sineği nasıl ayırt edebildin?
— 3 tanesi bira şişesinin üstünde, 2 tanesi de telefonun üstündeydi.

——————————–

gözleri kör, yalnız ve yoksul bir kayserili kırlarda başıboş
dolanırken bastonuna değen sihirli lambayı alıp içinden cini çıkarmayı
başarmış.
bu isten hayli bıktığı belli olan cin, kayseriliye söyle bir baktıktan
sonra;
- “senin hayli isteğin vardır; şimdi sen gözlerin açılsın
istersin, zenginlik dilersin, evlenmegi arzularsın, ama uğraşamam..
sadece bir dileğini yerine getireceğim. ıyi düşün ve ne isteyeceksen
iste..” demiş.

kayserili biraz düşündükten sonra dileğini söylemiş;

- “çocuğumun saatlerce altınlarımı saymasını görmek istiyorum”

—————————–

çocuğun biri babasına sormuş:
baba biz nasıl olduk?
baba cevap vermiş maymunlar türeye türeye biz olduk…
tabi çocuk babasının lafına inanmamış.
annesine biz nasıl olduk demiş?
annesi; allah adem babayla, havva annemizi yaratmış nesilden nesile biz olmuşuz demiş.
çocuk: ama babam maymunlar türeye türeye biz olduk dedi.
anne cevap verir: o babanın sülalesi bizi ilgilendirmez.

————————-

karıma dedim ki, “doğum gününde nereye gitmemizi istersin?” yüzünde keyiften eridiğini görmek beni ihya etti!. “uzun zamandır gitmediğimiz bir yer olsun!” dedi. o zaman önerdim,
“mutfağa ne dersin?” işte kavga böyle başladı…

——————————————–

v – hoca efendi ne yapıyorsun?
h – göle maya çalıyorum
v – ya göl oruçluysa
h – göl hiç oruç tutar mı?
v – ya tutarsa?
h – vay göt vay.

——————————

hakem olan kocasından çok çeken kadın, kocasının yönettiği maçı izlemek için oğlunu da yanına alarak stada gider. oğlu, annesini uyarır : anne gelmeseydik daha iyi olurdu, bütün seyirciler yine babama küfredecek. kadın keyifli bir ifadeyle cevap verir : biliyorum oğlum, o yüzden geldim zaten, benim de söyleyeceklerim var.

———————————

beştaşi yolda bir dilenciye rastlamış.
çolak, topal, şaşı, kambur dilenci yalvarıyormuş.
- allah rızası için bir sadaka.

baba erenler ceplerini yoklamış, metelik yok
bunun üzerine elindeki rakı şişesini uzatmış:
- çek bir fırt!.
dilenci:
- olmaz, demiş, günahtır, sonra çarpılırım.
bektaşi.
ulan, çarpılırsan düzelirsin!

————————————–

baba oğullarından su ister.
büyük oğlu yorgunum der,
ortancası dersim var der,
en küçük oğlu : kalk baba kalk bu şerefsizlerden hayır yok kendin iç banada bir bardak getir der.

——————————————-

bir gün bir karı koca, 18 yaşındaki oğullarını bir testten geçirmeye karar verirler. bir masanın üstüne, bir miktar para, bir dini kitap ve bir şişe şarap koyarlar. çocuk din kitabını seçerse din adamı, parayı seçerse işadamı, şarabı seçerse de tembel biri olacaktır bu testin sonunda. gizli bir yere saklanıp, olacakları merakla beklemeye başlarlar. bir süre sonra oğul gelir. parayı alıp cebine koyar. din kitabını görüp biraz sayfalarını karıştırır ve onu da alır. sonra şarabı görüp hepsini içer. babası eşine dönüp derki, “hanım bizim çocuğun durumu sandığımızdan da beter çıktı, galiba politikacı olacak!”

29. Gün FIKRALARI



hitler ve stalin bir barda oturmaktadirlar. bir adam içeri girer ve barmene bunlar hitler ve stalin degil mi diye sorar. barmen
“evet, onlar” der. sonra adam onlara dogru yürür ve sorar:
“selam, ne yapiyorsunuz?” hitler cevaplar:
“3. dünya savasini planliyoruz.”
adam sorar.
“gerçekten mi? neler olacak?”
hitler:
“bu sefer 14 milyon yahudiyi ve bir bisiklet tamircisini öldürecegiz” der. adam sorar:
“bir bisiklet tamircisi mi???!”
hitler stalin’e döner ve der ki:
“gördün mü, sana kimsenin 14 milyon yahudiyi takmayacagini söylemistim!”

——————————–

iki yahudi ortak olup kumaş ticareti işine girmeye karar vermişler. adamlar malum ticaret erbabı piyasayı yoklamışlar sormuş soruşturmuşlar. haki renk kumaşların o yıl çok revaçta olacağını öğrenmişler. ellerinde avuçlarında ne var ne yok hepsini döküp çevrelerindeki bütün haki renk kumaşları toplamışlar. toplamışlar ama kumaşlara hiç talip çıkmamış. derken yahudi arkadaşlar dükkanda sinek avlarken omzunda galaksi bulunan bir asker bu iki ortağın dükkana gelmiş. ordu adına geldiğini haki renkli kumaş aradığını söylemiş. bizim ortaklar kumaşları göstermişler. komutan gayet memnun bir şekilde:
- bide bu kumaş örneğini üst merciler ile görüşeyim. eğer yarın öğlene kadar mektupla bildirmez isem tüm kumaşları alacağız. almayacak olursak en geç yarın on ikide haberiniz olur. demiş ve çekmiş gitmiş.
ertesi gün ortaklar heyecanla dükkanı açıp beklemeye başlamışlar. saat on ikiye yaklaştıkça gelen giden yokmuş. ortakların yüzleri gülmeye başlamış. tam on ikiye beş kala postacı köşeden gözükmüş ve bunların dükkana yönelmiş. iki kafadarın tüm hayalleri suya düşmüşken ortaklardan simon postacının getirdiği zarfı almış ve elleri titreyerek açmış. heyecanla ortağını bağırmış:
-müjde moiz baban ölmüş.

——————————

iki tavuk markette geziyorlarmış. yumurta reyonuna geldiklerinde l.tavuk diğerine 40 kuruşluk yumurtaları göstererek
- “bak bunları ben yaptım”
der. biraz daha ilerler, biraz önceki yumurtalardan daha
küçük ve 30 kuruşluk yumurtaları görürler. bu sefer diğer tavuk:
- “bak bunları da ben yaptım, seninkilerden yapacaktım ama kocam 10 kuruş için kıçını yırtmaya değmez dedi

——————————-

karı-koca kahvaltı yaparken kadın bir anda elindeki tavayı kocasının kafasına geçirir. ne olduğunu anlamayan kocası şaşkınlıkla durumu sorar

- ne oldu hayatım?
+ dün pantolonunu yıkarken cebinden üstünde buse yazan bir kağıt çıktı.
- karıcım o, geçen gün üzerine bahis oynadığımız atın ismiydi.

bu açıklamayı yeterli bulan kadın neşe içinde kahvaltısına devam eder.

kadın, iki gün sonra yine kahvaltıda bu sefer daha büyük bir tava ile kocasının kafasına öyle bir vurur ki adamcağız masanın üstüne yığılır kalır. birkaç dakika sonra adam ayılır ve karısına yine ne olduğunu sorar. kadın cevap verir;

- dün senin at aradı!!!

——————————————-

of’lu hoca cuma namazında içki içenleri fena azarlıyordu:

-”paranızı sokağa atıyorsunuz! kazanan kim? meyhaneci…

en büyük dükkan kimin? meyhanecinin…

en güzel ev kimin? meyhanecinin…

ya en güzel araba? meyhanecinin.

bu paralary veren kim? ha sizin gibi kafasızlar…”

aradan 2 hafta geçer, bir adam koşarak hocanın yanına gelir ve ellerine sarılıp öperek:

-”allah razy olsun hocam, senin verdiğin içki vaazı sayesinde hayatım kurtuldu..”

hoca memnun:

-”aferin, içkiyi bırakmanın mükafatlarını ahirette de göreceksin oğlum.” der. adam düzeltir:

-”içkiyi bırakmadım hocam, meyhane açtım.

—————————————

80 yaşındaki dede eşine;
-gençliğimizdeki flört günlerimizi hatırlıyormusun ? demiş.
nenede
-evet çok özledim. diyince dede
-yarın ilk bulıştuğumuz yerde buluşup sevgiliyken yaptığımız şeyleri yapalım.demiş
..dede süslenmiş,püslenmiş buluşma yerinde saatlerce beklemiş ama bakmış nene yok.eve gelince bi bakmış nene ağlıyor
-ne oldu ? demiş
nenede
-ne olacak aşkım annem yollamadı demiş.

—————————————-

temel istanbul’a gittikten sonra bir otele yerleşir.
otelin tuvaletleri o kadar temizdir ki tuvalete yapmaya kıyamaz.
bir poşete yapar atacağı bir yer ararken.
tam o saatlerde 1 kilo altın çalınmıştır.
polisler temeli elinde poşetlenmiş sarı bir şey gördükleri için hemen yakalarlar.
poşetin içine bakmadan tartarlar. tam 750 gr’dir. bunun 250gr’ini ne yaptın
deyip bir güzel döverler.sonra poşetin içinde altın olmadığı anlaşılır ve
temeli serbest bırakırlar.
temel bu olaydan sonra köye geri döner.
köy ahalisi temel’e:
“istanbul nasıl bizde gidelim mi?” diye sorarlar.
temel ise:
“ula uşaklar siz siz olun!!. istanbul’a cidmeyun .”
istanbul’da 1 kilo dan az yapanın ağzına yapaylar da.

————————-

adamın biri hocaya rüyasını anlatmaya gitmiş .
‘hocam ben rüyamda deniz gördüm ama deniz mi desem ırmak mı desem akarsu mu desem ,biraz ileride bir ev gördüm ama ev mi desem villa mı desem konak mı desem ,az ileride de orman gördüm ama orman mı desem yeşillik mi desem ağaçlık mı desem ..şimdi sen bu rüyayı yorumla hocam .
hoca cevap verir ,
‘allah belanı verecek ama bugün mü desem ,yarın mı desem öbür gün mü desem …

—————————–

cemal ile temel askerde beraber nöbet tutarlarken, komutanları bir bakmış
cemal in elinde bir mektup, okuyor.
- napıyorsunuz, demiş.
temel :
- sevculumden mektup celdi. okuma yazma pilmem, cemal okuyo paga.
- peki cemal in kulaklarındaki pamuk ne?
temel:
- mektubu duymasin diye komitanım.

—————————-

temel doktora tezi için pireler üzerinde deney yapmaya başlamış.
pireye “zıpla!” deyince pire zıplamış.
ikinci deneyde pirenin bir bacağını koparmış ve tekrar “zıpla!” demiş, pire yine zıplamış.
bu deneyi pirenin tüm bacaklarını koparana dek sürdürmüş.
son bacağı da kopardıktan sonra “zıpla!” dediğinde pirenin zıplamadığını görünce
deney sonucunu not almış: “pireler tüm bacakları koparılınca duyamıyorlar.”

28. Gün FIKRALARI



tıp fakültesi birinci sınıfta, profesör öğrencileri kadavranın başında toplamış ve “arkadaşlar birinci kural; kadavradan iğrenmeyeceksiniz, mideniz bulanmayacak” der ve hemen kadavranın arkasını çevirir, parmağını kadavranın kıçına sokar ve sonra da ağzına götürüp yalar, tüm öğrenciler de iğrenerek bakarlar ama çare yoktur; hepsi de aynı hareketi tekrarlar. bütün sınıf aynı işlemi yaptıktan sonra profesör yeniden kadavranın başına geçer ve “arkadaşlar” der; “ikinci ve en önemli kural, kesinlikle çok dikkatli olacaksınız, asla en küçük bir ayrıntıyı bile atlamayacaksınız… mesela az önce ben işaret parmağımı kadavranın kıçına sokup, orta parmağımı ağzıma götürdüm ama hepiniz bunu atladınız…

———————————

temel vatikanda gezerken upuzun bir kuyruk görür.
“nedir bu kuyruk..?” diye sorduğunda kuyruğun diğer ucunun kiliseye uzandığını ve vatikan kilisesi tarafından cennetin parça parça satıldığını, 1000 dolar verenin de cennetten bir parça satın alabildiğini öğrenir.
kuyruğu takip edip kiliseye ulaşır, kapıdaki görevlilere

“ben cehennemi satın almak istiyorum..” der.

“olmaz burada cehennem satışımız yok, cennetten bir parça almak
istiyorsan da sıraya gir..” derler.

temel cehennemi almakta kararlıdır ve ısrarını da sürdürür.

kapıda temel’i ikna edemeyen görevliler, içerde papa’ya durumu anlatırlar. papa gülerek:
“gidin sorun bakalım cehennemin tümüne ne kadar veriyormuş bu akılsız
adam..” der.

kapıya inip temele sorarlar.
“10.000 dolar veririm..” der.

papa temeli içeri çağırtır, hazırlattığı evrağı da temel’e imzalatıp 10.000 dolarını da aldıktan sonra arkasından gülerek uğurlar.

dışarı çıkan temel, kapıda günlerdir cennetten bir parça satın almak
için bekleyen binlerce kişiye elindeki belgeyi gösterip:
“eyyyy uşaklar; cehennemin tümünü ben satın aldım, artık cennet için
uğraşmanıza gerek kalmadı, dağılabilirsiniz…..”

sonra ne oldu dersiniz…

cennet satışları sıfırlayan papa ve ekibi 10.000 dolara sattığı
cehennemi temelden geri alabilmek için hala pazarlık etmekte,
son durum:
temel 10 milyon dolarda ısrarcı..

———————————–

hoca cemaate sorar;
- hanımından korkanlar ayağa kalksın!
herkes kalkar adamın biri oturur,
hoca sorar;
- sen hanımından korkmuyor musun diye?
adamcağız derki ;
hanımın ismini duyunca dizlerimin bağı çözüldü,
kalkamıyorum.

————————————

bi adam yalan dedektörü almış.
akşam yemeğinde denemek istemiş.
oğluna bugün nerdeydin demiş.
oğlu da “okuldaydım” diyince dedektör ötmüş.
sonra oğlu itiraf etmiş, erotik bi filme gitmiş sinemada.
babası da kızmış, oğluna ;
“ben senin yaşındayken erotik nedir bilmezdim bile” demiş.
dedektör yine ötmüş.
bunu duyan anne gülmüş ve ;
“al işte senin oğlun” demiş.
dedektör yine ötmüş…

———————–

çocuk okula kayıt olmaya gider.
müdür, “adın nedir oğlum ?” diye sorar.
çocuk yanıtlar:
“mememehmet yayayakut”
müdür şaşırır: “oğlum sen kekeme misin ?”
oğlan serinkanlılıkla yanıtlar:
“hayır hocam, babam kekemeymiş, nüfus memuru da piç !”

—————————————-

temelin arkadaşının burnuna 2 sinek konmuş

çekmiş silahı ateş etmiş 2 sinekle beraber arkadaşı ölmüş

2 sizden bir bizden demiş

————————————–

küçük temel annesine sormuş:
- anne ben nasıl meydana geldim
- baban 1 tane kesme şekeri getirdi oğlum, onu yastığın altına koyduk, sen oldun.
- tamam, demiş

hemen gidip 1 tane kesme şeker alıp yastığın altına koymuş, sabah bir de bakmış ki bir sürü karınca var etrafında.

- ulan, demiş… hepinizi ezerdim şimdi ama, baba yüreği işte !

—————————————————

fırlama çocuğun biri bir adama yaklaşır :
- bayım , saatiniz kaç acaba

adam durur , paltosunun ve ceketinin düğmelerini açar, yelek cebinden saatini çıkarır, bakar ve :
-”üçe çeyrek var , genç adam ..” der.

“teşekkürler ” der çocuk “lütfen saat tam üçte gelip kıçımı yalar mısınız ? ”

adamın tepesi atar , caddelerde nefes nefese çocuğu kovalamaya başlar. ancak birkaç dakika sonra eski bir arkadaşına rastlar ve durmak zorunda kalır.

“hayırdır ?! ” der arkadaşı..
“sorma !..” der adam nefes nefese , ”
ibnenin biri geldi saati sordu. üçe çeyrek var dedim.
o da “saat tam üçte gelip kıçımı yalar mısın ” dedi, onu kovalıyorum”

arkadaşı cevap verir:
-”anladım da birader ” der arkadaşı , ” bu acele niye ? daha on dakikan var!”

—————————-

bir gün tavşan ormanda koşu yapıyormuş. yolda
esrar içen zürafaya rastlamış.
-zürafa kardeş bırak böyle şeyleri gel
koşup sağlıklı yaşayalım demiş,ve koşmaya başlamışlar. ileride
kokain çeken file rastlamışlar.
-fil kardeş bırak böyle zararlı
şeyleri gel koşalım sağlıklı kalalım demişler,…başlamışlar 3ü
koşmaya. az ileride eroin vuran aslana rastlamışlar,tavşan:
-aslan kardeş bırak böyle zararlı şeyleri gel koşalım demiş.aslan
gerinmiş tavşana bir yumruk patlatmış..zürafa sormuş:
-aslan kardeş niye vurdun tavşana?aslan cevap vermiş:
-bu manyak ne zaman extasy içse bütün ormanı peşine takıp koşturuyor

——————————————

bir gün temel dursun’a misafirliğe gitmiş. gece olmuş yatma zamanı dursun temeli uyarmış:

-haçan tuvalete gideceksen şimdi gidesun. tuvalete gideriken bizim odadan oradan geçiliy, fadime ile beni rahatsız edersun.

temel’in tuvalete ihtiyacı yokmuş gitmemiş. ama gece temelin bağırsakları bozuluvermiş. dursunun dedikleri de aklına gelmiş ama sonra bakmış balkondan bir adet saksı var. gitmiş onu almış. içini boşaltmış, içine bir güzel sıçmış, sonra içindekileri yerine yerleştirmiş. sabah olmuş temel dursunlarla vedalaşmış.

3 ay sonra dursundan temele mektup gelmiş:

-ula nereye ettun çabuk de. 3 ev değiştirdik halen koku gitmeyi da…

———————————————-

temel bir gün kahvenin önüne kırmızı spor bir arabayla gelir kahveye girince dursun sorar
-ula temel bu arabayı nerden aldın?
-oturun etrafıma da anlatayım
herkes birikir etrafa
-bi gün otoban da otostop çekiyodum güzel bi sarışın durdu bu arabayla üstünde bi mini etek bir de mayo gibin bir üstü vardı beni tenha ormanlık bir yere götürdü ve önce bikiniyi sonra mini eteği çıkardı ve bana benden ne istersen alabilirsin dedi ben de arabayı aldım
dursun lafa atlar
-zaten mini etek de sana yakışmazdı .

27. Gün FIKRALARI



temel çımacı olmuş, ilk kez yurt dışına gitmişti.
gemi liverpool limanı’na yanaşırken, temel iskeledeki

ingiliz’e bağırdı: – tut şu halatı! ingiliz anlamadı bir şey..

temel yine bağırdı: – tut şu halatı! ingiliz’de gene hareket yok.. temel ortaokuldaki ingilizcesi ile bağırdı:

- do you speak english?

- “yes.. yes..” dedi ingiliz;

temel öfkeyle bağırdı: – o zaman tut şu halati..!

———————————-

anaokulunun son günü küçük öğrenciler öğretmenlerine hediye verdikleri bir parti düzenler. çiçekçinin oğlu öğretmene bir hediye paketi uzatır. öğretmen paketi yavaşça sallar eliyle tartar ve:
- sanırım bu bir buket çiçek?
- doğru. nerden bildiniz öğretmenim?
- şey, tahmin ettim.

sıradaki öğrenci şekercinin kızıdır. o da öğretmene bir hediye verir. öğretmen gülümseyerek paketi alır, eliyle tartar ve hafifçe sallar:
- sanırım bu bir kutu çikolata.
- aaa, nerden bildiniz öğretmenim?
- şey, bir tahmin sadece. nasılsa tuttu işte.

bir sonraki hediye tekel bayisinin oğlundan gelir. öğretmen paketi alır ama alttan küçük bir sızıntı vardır. paketi tutarken parmağı ıslanan öğretmen yavaşça parmağını diline sürer:
- bu şarap olabilir mi?
- hayır öğretmenim! diye bağırır çocuk heyecanla.
öğretmen tekrar sızan yerden bir damlayı parmağıyla alıp tadına bakar:
- şampanya öyleyse?
daha da heyecanlanan çocuk:
- hayır öğretmenim!
öğretmen sızıntının bir daha tadına bakar:
- tamam. pes ediyorum, bilemeyeceğim. nedir bu?
çocuk neşeyle haykırır:
- bir köpek yavrusu!

—————————————-

kolejli kız chatte tanıştığı adamla ilk defa buluştuğu cumartesi gecesi geç saat…te kampüse dönmüş.

onu beklemekte olan oda arkadaşı ışıkları hemen açıp merakla sormuş.

nasıldı?; diye. berbattı..demiş kız..

buluşmaya 1932 model rolls royce ile geldi. arkadaşı vaaayy demiş.

kızım çok havalı ve pahalı bir araba o..

nesini beğenmedin ki? kız, hayatım demiş sinirle,

- herif arabanın ilk sahibi!..:)

—————————-

yaşlı adam ölüm döşeğindeydi. artık son dakikalarını yaşıyordu. o da ne! hasta yatağında yatarken. birden mutfaktan gelen kokuyu aldı, en sevdiği çikolatalı kurabiyelerin kokusuydu.
birden gözleri aralandı, kendini ayağa kalkacak kadar güçlü hissetti.
inanılır gibi değildi kurabiyelerin kokusu. her an öleceği beklenen adam ayağa kalkmıştı.

duvara tutunarak merdivenlere kadar yürüdü.
basamakları ağır ağır inerken sanki mutfağa değil yaşama yeniden yaklaşıyor gibi heyecanlıydı. sonunda mutfak kapısına kadar geldi. işte masanın üzerindeki tepside onlarca çikolatalı kurabiye, tam karşısında duruyordu.
son gücüyle masaya yaklaştı, o kurabiyelerden bir tane ağzına atabilse sanki ömrüne ömür katılacaktı.

bir tane almak için elini uzattı.
ama birden karısı yetişti ve eline vurdu:
- çek elini bakayım!! onlar cenaze için.

—————————————

merkezi bir cadde üzerinde yeni bir lokanta açılmıştır ve reklam için 2 hafta yemekleri bedava yapmıştır.
fakat müşterinin biri ilk gün gelip neredeyse bütün yemekleri yemiştir. ertesi gün aynı adam tekrar ve tekrar aynı şeyi yapınca,
lokantadaki garsonlar adamın yemeğine müsil atmaya karar verir. tuvaletlerin kapısına da arızalı yazarlar.
adam ertesi gün gelir ve yemeklerden yemeye başlar. fakat yemeğin sonlarına doğru bir karın ağrısı tutar,
tuvalete doğru yönelir fakat tuvalet arızalıdır. ne yapacağını bilmeden kendini sokağa atar. artık o kadar sıkışmıştır ki, o can
havliyle kendini bir kuruyemişçiye atar

ve kıvrına kıvrına “burda zeki müren kaseti var mı!!”

kuruyemişçi şaşkın bakışlarla “yoook” der.

adam:sıçarım böyle kuruyemişçiye…

—————————————

iki deli tımarhaneden kaçmaya karar vermişler. biri ötekine: “git bak bakaalım dikenli teller yüksek mi alçak mı, eğer yüksekse altından kaçarız, alçaksa üstünden atlarız.” diğeri gitmiş, bir süre sonra geri gelmiş ve şöyle demiş: “ne yazık ki kaçamayacağız, çünkü dikenli tel yok!”

——————————–

bir kompartımanda ingiliz, fransız, alman ve oldukça güzel genç bir bayan seyahat ediyorlarmış. bir ara genç ve güzel bayanın başının üzerindeki sepetten sıvı damlayınca ingiliz hemen oturduğu yerden fırlayıp, parmağını değdirerek sıvıyı yalamış ve;
- hıımmm, bu halis viski…
fransız aynı işlemi yaparak;
- hadi canım …bu bal gibi şarap…
alman;
- yanılıyorsunuz beyler bu olsa olsa bira olur…
genç ve güzel bayan gülümseyerek ayağa kalkmış ve sepete hafifçe dokunarak;
- kız fifi, bir türlü öğrenemedin çişini tutmayı…

———————————–

koca eve gelmiş ve eşine:
- karıcığım, bugün patron, bir kaç arkadaş ile beni balığa davet etti. patron ile samimiyet kurup terfi almam için çok iyi bir fırsat. izin verirsen patron ile komşu vilayete gidip, hafta sonu balık avı yapıp gelicez. benim için olta takımı ve yeni aldığım mavi,ipek pijama takımını hazırlar mısın?

karısı durumdan biraz şüphelenmiş ama dediklerinide yapmış.
hafta sonu bitmiş ve kocası eve dönmüş
kadın:
- balık nasıldı kocacım?

adam:
- ha evet bir kaç balık yakalayabildik ama sana söylediğim mavi ipek pijama takımımı koymamışsın çantama
demiş.
karısı ise:
- yoo koydum, ama balık takımının içine koydum, eğer balık takımını açmış olsan görürdün.

——————————————-

okuldan eve dönen çocuk annesine sorar:

- anneciğim yemekte ne var?
- oooo… saymakla bitmezz oğlum.
- süpersin anne yaaa… ne var peki?
- pirinç pilavı yawrum!…

————————–

amerikan turist kafilesini gezdiriyormuş ve istanbul hakkında bilgiler veriyormuş

- “işte burasi 1. bogaz köprüsü su tarihde yapıldı inşaatı 3 sene sürdü” anlatmaya başlamışki amerikalı lafı bölerek
- “ooooo biz aynı köprüyü 2 senede bitirdik hemde bundan daha büyükdü.” der rehber bozulur biraz. derken sabancının ikiz kulelerin yanından geçerken rehber gene anlatmaya başlar
- “şu kadar metre yüksek 2,5 senede yapıldı” amerikalı gene lafa karışır
- “bizde daha yüksekleri var 2 senede bitirdik” der ve rehber gene bozulur.tur devam ederken gurup sultan ahmet camisinin önünden gecerken
- “amerikalı sorar bu ne zaman yapıldı” diye sorar rehberde

- “iki gün önce yokdu ne zaman yapmışlar bende hatırlamıyorum.

26. Gün FIKRALARI



temel ve fadime uzun yıllar nikahsız yaşamaktadır.
birgün fadime:
- temel bu iş böyle olmuyor, evlenelim artık demiş.
temel gayet sakin:
- bizi bu yaştan sonra kim alır fadime demiş.

——————————

genç iş adamı uçağa binmek üzere havaalanına gelir ve bilet kontrolü yapılan masaya giderek, elindeki valizleri teslim eder.
görevli;
“biletinizi alabilir miyim?” der.
adam biletini verir ve ekler;

“biletimden göreceğiniz gibi new york’a gidiyorum. ancak, verdiğim yeşil valizin londra’ya, mavi olanın da paris’e gitmesini istiyorum.”

görevli kız şaşkınlıkla ;
“özür dilerim, ancak bunu yapmam mümkün değil.”
bunun üzerine genç adam;

“bunu duyduğuma çok sevindim. geçen sene yapmıştınızda!”

——————————–

temel parmağını camla kesmiş.

telaşla, sağlık bakanlığının yeni organize ettiği ve çok övündüğü aile hekimliği binasına gitmiş.

içeri girince karşısına iki kapı çıkmış: birinde “hastalıklar” , ötekinde “yaralanmalar” yazıyormuş.
“yaralanmalar” kapısından girmiş. yine önünde iki kapı gelmiş: birinde “kanamalı”, ötekinde “kanamasız” yazıyormuş. “kanamalı” kapısından girmiş. yine karşısına iki kapı çıkmış: birinde “hayati önemi olan”, ötekinde “hayati önemi olmayan” yazıları varmış.

“hayati önemi olmayan” yazılı kapıdan girince kendini sokakta bulmuş.

eve gelirken arkadaşları sormuşlar:

- temel ! nasildur, sağa iyi baktilar midur ?

- hiç bakilmadum ama haçan organizasyon çok müthiş !!

————————————

iki patron iddaya girer hangimizin sekreteri daha salak diye. ilk patron sekreterini çağırır ve der ki;
- kızım al şu 10 tl yi git bana bir araba al. sekreter:
- tamam efendim der gider.
ikinci patron çağırır sekreterini:
- kızım git bak bakayım ben evdemiyim der.
sekreter:
- tamam efendim der çıkar.
bu iki salak sekreter çarşıda karşılaşırlar, sekreterlerden biri:
- yahu bende bir patron var o kadar salak ki bana para verdi git bana araba al diye lan keriz bugün pazar arabayı nerden bulayım..
diğer sekreter:
- yahu benim ki daha salak yok gidip kendisi evdemiymiş değilmiymiş diye bakacakmışım be ey lavuk yanında koskaca telefon var evi arada sorsana.

—————————-

sarışın bir kadın bir beyaz eşya dükkanına girer. çalışana bu televizyon ne kaç lira diye sorar. çalışan sarışınlara satış yapmıyoruz der. kadın sinirlenir ertesi gün saçlarını kahverengiye boyatıp gelir. bu televizyon ne kadar diye sorar. çalışan aynı şekilde sarışınlara satış yapmıyoruz der. kadın bu sefer çok sinirlenir. sarışınlığını belli edecek her şeyi yok eder solaryuma gider. ama gerçekten de hiç belli değildir artık sarışın olduğu. aynı dükkana girer bu televizyon ne kadar der. aynı tepkiyle karşılaşır. sarışınlara televizyon satmıyoruz. dayanamayıp sorar ya bu sefer nerden anladın sarışın olduğumu? der. adamın cevabı ise yürek burkacak cinstendir. üç gündür gelip mikrodalgayı televizyon sanıyorsun da ondan…

————————————

1.kadın: ah şekerim saçını mı kestirdin? ne kadar güzel olmuşsun.
2.kadın: ay sahi mi söylüyorsun? ben pek emin olamıyorum. ay çok mu kısa
oldu acaba…??
1.kadın: amaaan ne alakası var. benim yüzüm bu kadar geniş olmasa aynı
kesimi ben de denerdim. benim şu saçım klasik oldu artık, yeni bir modele
hiç cesaret edemiyorum.
2.kadın: ay yapma allah aşkına nesi varmış yüzünün..bak şöyle
şuralarından kat verdirsen, harika olur; benim de boynum uzun olmasa aynı
seninki gibi
bir model yaptırırdım.
1.kadın: ah şekerim sen de bir alemsin. keşke benim de boynum seninki gibi
olsa. en azından şu çökük omuzlarımın dikkat çekmesini engellemiş olurdum.
2.kadın: ayol sen ne diyorsun?.. senin omuzların gibi omuzları olsun
isteyen bir sürü kız var… giydiğin her şey sana öyle yakışıyor ki.. bir
de
benim şu kısa kollarıma bak. omuzlarım seninkiler gibi olsaydı, giydiğim
bluzlar üstümde emanet gibi durur muydu?
.
.
.
uzar gider bu muhabet.

2. versiyon erkek/erkek:

1. adam: saçını mı kestirdin?
2. adam: evet
1. adam: sıhhatler olsun abi…
2. adam: sağ ol…

——————————————

imamın tayini bir köye çıkar. imam gelmeden imamın korkak oldugunu duyar köylüler. imama bir tuzak hazırlarlar ve köylünün birinin öldüğünü ve yıkaması için imamın gelmesi gerektiğini söylerler. hocaya mecbur yıkayacak. içeri girer köylüyü yıkar. ama hocadan ses yok. merak ederler. bir zaman sonra hoca ter içinde çıkar, ve köylülere çok kızar;

eyyyy cemaat, bir daha ki sefere ölmemiş mefta getirmeyin bana. öldürene kadar canım çıktı…

————————————

süper ötesi :) )

new york’ta bir bankanın önünde duran son model rolls royce otomobilden inen adam, hızlı adımlarla bankaya girdi ve önüne çıkan ilk görevliye, bireysel kredi için başvuruda bulunmak istediğini söyledi. görevli onu, müşteri temsilcisine götürdü. adam, çok acele bir is için avrupa’ya gitmek zorunda olduğunu ve bu nedenle bir hafta vadeli beş bin dolar krediye gereksinim duyduğunu söyledi. müşteri temsilcisi kısa bir araştırma yaptıktan sonra. “ticari ve mali sicilinizi inceledik. bu krediyi almanız için bir engeliniz yok” dedi ve ekledi: fakat bir konuyu belirtmeliyiz. bizim bankamızla daha önce hiç çalışmamışsınız. banka olarak sizi resmen tanımıyoruz. bu nedenle, söz konusu krediyi verebilmemiz için karşılığında sizden bir teminat almak zorundayız”. adam cebinden rolls royce’un anahtarını çıkardı, bankanın müşteri temsilcisine uzattı: “çok acelem var, uçağa yetişeceğim.” dedi. “kapıdaki rolls royce’ umu teminat olarak alabilirsiniz”. kredi işlemleri çok hızlı bir bicimde tamamlandı. banka rolls royce otomobili bankanın garajına çektiler, adama da beş bin dolar krediyi verdiler. müşteri temsilcisi, kişisel merakını gidermek için bir hafta boyunca özel bir araştırma yaptı ve bankalarının bu yeni müşterisinin çok büyük bir is adamı ve çok büyük bir servet sahibi olduğunu öğrendi. bir hafta sonra adam yeniden gelip, borcunun anaparası beş bin dolarla, bir haftalık faizi dokuz bucuk doları ödedikten sonra, müşteri temsilcisi bir turlu yenemediği merakının dürtüsüyle sordu: “sizin, çok büyük bir is adamı ve çok büyük bir servetin sahibi olduğunuzu öğrendim” dedi. “yalnızca kişisel merakımdan soruyorum. lütfen söyler misiniz, sizin için çok küçük bir miktar olan beş bin dolarlık krediye neden gereksinim duydunuz?” adam hafifçe gülümsedi: “siz de bana lütfen söyler misiniz?” dedi. “böyle lüks bir otomobili, new york’ta hangi kapalı garaja, bir hafta boyunca dokuz bucuk dolara bırakabilirsiniz?(para kazanmak sadece çalışma ve hırsla olmaz,zeka da gerekir

————————-

erzurumlunun biri büyük bir çukura düşer başlar bağırmaya
- çimse yok mi çimse yok mi beni kurtaracak çimse yok mi?
imdada bir melek yetişir ve derki, seni üç şartla oradan çıkarırım;
- bir içkiyi, iki kumarı, üç karı kız ayağını bırakacaksın.
bizim erzurumlu düşünür tekrar başlar bağırmaya
- başka çimse yokmi, başka çimse yokmi?

————————-

Öğretmen derste “anonim” kelimesinin manasını anlatıyordu;

-Anonim, isimsiz demektir. Yani kime ait olduğu belli değildir.

Tam o esnada bir kahkaha duyuldu, öğretmen sordu;
-Kim güldü?

Temel cevap verdi;

-Anonim!

25. Gün FIKRALARI



Fadime kumar oynuyormuş. Temel de arada sırada gidip soruyormuş:
- Nasıl gidiyor kanaryam?
- Kaybediyorum.
Bir müddet sonra yine:
- Nasıl gidiyor güvercinim?
- Kaybediyorum
Bu konuşma bülbülüm, serçem diye devam edince Cemal sormuş,
- Neden karına hep kuş isimleriyle hitap ediyorsun?
Temel:
- Bu kadar kişinin içinde kuş beyinli diyemem ya! diye fısıldamış :D

——————————–

tembel bir öğrenci yazılı kağıdına şu satırları yazmış.
-yürü boş kağıt yürü…
öğretmenin yüzünü gör de gel.
üç zayıfım vardı,
dört oldu mu sor da gel…

——————————————–

Temel’in babasının cenazesine gelen bir aile dostu “nasıl oldu” diye sorar.
Temel : 30. kattan düştü.
Adam : çok feci ölmüş.
Temel : yok, manavın tentesine çarpıp tekrar yükseldi.
Adam : daha şiddetli çakıldı o zaman.
Temel : hayır, kasabın tentesine çarpıp ordan karşı binanın çatısına fırladı.
Adam : demek çatıya çarpıp öldü.
Temel : yok, çatıdan yuvarlanıp elektrik tellerine gitti.
Adam : çarpıldı mı ?
Temel : yok canım teller yaylandı, babamı 200 metre yukarı fırlattı. bunları duyan adam dayanamaz ve temel’e bagırır ulan nasıl öldü bu adam ?
Temel : baktık durmuyo vurduk !

————————————

Buyukce bir kopek agzinda bir torbayla kasap dukkanina girer.Agzindaki torbayi yere birakir, kasabin karsisina oturup bekler.
“Bu da nesi” der kasap diger musterilerine bakarak.
“Herhalde et alacak” der birisi.
Kopek de tasdik eder : ” hav”
“Nasil et istiyorsun bakalim, kiyma, kusbasi, biftek?”
“Hav” diye keser kopek kasabin sozunu.
“Peki ne kadar?, bir kilo, iki kilo?”
Tekrar “hav” sesi duyulur.
Sasisan kasap siparisi sarar ve torbaya yerlestirirken, etin parasinin da torbada oldugunu gorur.
Kopek dukkani terk ederken kasap meraktan catlayacagina kopegi takibe karar verir, dukkani da yardimcisina emanet eder.
Kopek bir kac sokak otede bir apartmana girer, ucuncu kata cikar ve bir kapinin onunde durarak pencesiyle kapiya vurmaya baslar.
Kapiyi kizgin bir adam acar ve baslar kopege bagirmaya…
Izlemede olan kasap ortaya cikar ve adama ; “Dur bir dakika ” der “Ne yapiyorsun?Gordugum en akilli kopek, ona niye bagiriyorsun?”
Adam “Akilli mi?” der,” bu hafta uc oldu, anahtarini yanina almayi unutuyor.”

—————————–

Zamanın en büyük mafya babası idamlık bir suçtan yargılanıyordu. Jürinin içindede bizim Temel vardı.
Babanın adamları Temel’in yanına gelip ula Temel ne yap et bu cezayı müebbede çevir.
Ve jüri toplandıktan sonra hâkim kararını müebbet olarak açıklar.
Babanın adamları Temel’in yanına gelip Bunu nasıl yaptığını sorar.
Temel’de;
-Sormayın uşaklar, jüri beraat diye tutturdu müebbede çevirene kadar anam ağladı.

————————–

temel ile dursun para kazanmak için vahşi batıya gitmişler.
bir bara oturup ne yapalım ne yapalım diye düşünürlerken
barmen kızılderililerin kafa derisinin 5 $ olduğundan bahsetmiş.
temel ile dursun hemen işe koyulmuşlar, kızılderililerin
kafa derisini yüzüp karşılığında 5 $ kazanıyorlarmış. derken
ünleri yayılmış dilden dile dolaşmaya başlamış, yerliler
onların adını duyduğunda çok korkuyorlarmış. bir gün
yine işe çıkmışlar ve gece olunca kamp yapmışlar. yerlerini
öğrenen yerliler toplanmışlar ve etraflarını sarmışlar. sabah
sabah olunca temel uyanmış birde ne görsün? etraflarında
yüzlerce yerli, ellerinde mızraklar ve oklarla savaş dansları
yapıyorlar. temel hemen dursunu dürtmüş;
- kalk uşağum kalk paranın mınakoduk.

———————

tur otobüsü şöförünün omzuna dokunulunca adam hafifçe başını çevirmiş, bir bakmış ki elinde bir avuç badem, yaşlı bir kadın durmakta..

teşekkür ederek almış bademleri ve yemiş..

15 dakika sonra yaşlı kadın tekrar şöförün omuzuna dokunup bir avuç daha badem vermiş ve bu ikramı 5 kere daha yapınca “zahmet ediyorsunuz efendim..” demiş saygılı şöför,

” hep bana yedirdiniz.. biraz da kendiniz yesenize..” çiğniyemiyorum evladım..” demiş yaşlı kadın,

“dişlerim yok..”"niye satın alıyorsunuz o zaman?..” “evladım ben sadece üzerindeki çikolata kaplamasını emmesini seviyorum!..”

———————————————–

düğün gecesi kayınpeder damatla dalga geçiyormuş:

- bakalim, aslanlar gibi bu gece mi gerdeğe gireceksin yoksa fareler gibi ertesi geceyi mi bekleyeceksin?

damat sırıtarak cevap vermiş

- ben tilki gibiyimdir efendim, dün gece girdim..

——————————————

vezir halkın ihtiyaçları için para dağıtıyormuş. imam efendiyle, bektaşiyi çağırmış yanına. imam efendiye sormuş:

- içki içer misin imam efendi?
- haşa! ağzıma sürmem.
- karı kız var mı hoca efendi?
- haşa! harama uçkur çözmem
- kumar oynar mısın peki?
- hayır oynamam.

sırada bekleyen bektaşiye dönmüş:

- içki içer misin?
- her gece içerim.
- karı kız var mı peki?
- eh arada bir düşer!
- kumar oynar mısın?
- oynarım arada.

vezir elindeki 15 liranın 13 lirasını bektaşiye, 2 lirasını imam efendiye vermiş. imam efendi şaşkına dönmüş.

-aman hünkarım neden ona 13 lira verdin de bana 2 lira verdin
-senin masrafın yok!

————————————

nasrettin hocanın misafirleri gelecekmiş. pazardan karpuz almış. karpuzu misafirlere ikram etmiş ama karpuzun hem içi geçmiş, hem de leş gibi kokmuş. misafirlerine rezil olan hoca sabahı zor etmiş ve pazarda karpuzu aldığı adamın yanında almış soluğu:

-seni tebrik etmeye geldim karpuzcu
-neden hocam, hayırdır?
-dün senden aldığım karpuz var ya!
-evet!
-üzerinde tek bir çizik yok ama içine sıçmayı başarmışsın!

———————————–

24. Gün FIKRALARI



Fadime Temel’i alıp alışverişe götürür. Fadime o kadar çok eşya almıştırki Temel de beş kuruş kalmamıştır.
Fadime ye
- “Sen beş para etmezsun ama birsürü eşya alayirsun”
der.
Bunun üzerine fadime
- “Ya öylemi kanıtla o zaman”
der.
Temel yoldan bir taksi cevirir ve sorar
- “Uşağum beni burdan üsçüdara ne kadara cötürürsün”.
- “5 milyon abi”
- “Peki ya karumla peraber ne kadara cöturursun”
- “Farketmez”
cevabını aldıktan sonra Fadimeye dönerek
- “Yaa pen sana dememuşmuydum peş para etmessun diye :) )

——————————————–

kurt borsacı genç borsacıyı yanına almış, işin inceliklerini anlatıyor. bütün önemli konular gibi, bu konu da parkta yürüyüş yaparken konuşuluyor. yaşlı kurt anlatıyor :

- durumu değerlendirirken, kafanda ne kadar risk karşısında ne kazanıyorum hesaplarını iyi yapacaksın… mesela bak şuraya bir köpek pislemiş, normalde iğrenç ama sana “parmağını değdir ve yala, karşılığında bir milyar veririm” dediğimde bir fırsat şekline dönüşür değil mi?
- elbette.
- haydi bakalım, bir milyar veriyorum parmağını değdir ve yala.
genç denileni yapar, ihtiyar kurtun anında saydığı bir milyarı cebe atar, yürüyüş devam eder.
- peki ben size bir milyarınızı geri almanız için şu köpek pisliğine parmağınızı değdirip yalamanızı söylesem…
yaşlı kurt hemen yapar ve bir milyarı geri alır.
yan yana yürümeye devam ederler…
genç: – ceplerimizdeki para aynı, ikimizin de ağzında köpek pisliği tadı var. ne fark etti?
yaşlı kurt: – öyle deme; iki milyarlık işlem hacmi yarattık!

———————————–

kılıbık adamın birinin canı kurufasulye ister fakat karısına söylemeye çekinir.akşam eve gelince önce onu sinemaya götürüceğini söyler.bir süre sonra canının kurufasulye çektiğini utana sıkıla söyler.tabi karısı her ne kadar istediği zaman sinemaya gidebiliceğini bilsede kocasından teklif gelince memnun olur ve akşam yemeğini onun istediği biçimde hazırlar ve yemeği beraberce yerler.sıra gelir sinemaya gitmeye.giderler ve yerlerine otururlar.film başlar.kuru adamı sıkıştırır ve adam karısına eğilerek sorar :
-hanım bir kuş uçurabilir miyim?
karısı :
*hadi uçur bakalım
adam ”zooorttt” yapar.
bir süre sonra yine kuru sıkıştırır.ve adam sallandıktan sonra karısına eğilir ve :
-hanım bir kuş daha uçurabilir miyim?
karısı :
*hadi uçur bakalım
adam ”zooorttt” yapar.
filmin yarısına gelindiğinde kuru yine sıkıştırır.adam biraz sabreder fakat nafile.karısına eğilir ve :
-hanım son bir kuş daha uçurabilir miyim?
karısı :
*neyse uçur bakalım
bu esnada arkadaki adam elini adamın omzuna koyar ve :
+eğer bir kuş daha uçurursan anam avradım olsun yuvasını dağıtmassam !!!..

———————————————-

Temel askerde biraz tembel..Sabah ictimasindan kaytarip bir agacin altina yatar.
-Ancak biraz sonra yakalanir. Komutan yanina cagirir.
-Meslegin nedir? -Insaat kalfalugu yapayurum komutanim.
-Ha demek oyle, Peki sen insaatta yaninda calisan bir isciyi boyle yatarken yakalarsan ne ederdin.
-Temel firsati kacirmaz:
…-Hemen, hic dusunmeden isine son verirdim evine gonderurdum komitanum….

———————————————-

Öğretmen, öğrencilerine verdiği ödevi bir dahaki hafta pazartesi günü getirmedikleri takdirde kabul etmeyeceğini söylemiş. Olacak ya, o gün öğretmenin dersi yokmuş. Bu yüzden öğrenciler de ev ödevini yapmamışlar. Ertesi gün öğretmen,
-Haydi bakalım çocuklar, ödevlerinizi getirin, demiş. Öğrenciler de hep bir ağızdan,
-Öğretmenim, günü geçince almayacağınızı söylemiştiniz, biz de getirmedik, demişler.

——————————-

Öğrenci derse geç kalmıştı.
Öğretmen niye geç kaldığını sordu.
Öğrenci “Arı soktu” dedi.
Öğretmen: “Nereni soktu?”
Öğrenci: “Söyleyemem.”
Öğretmen kızdı, “Otur!” diye bağırdı.
Öğrenci boynunu bükerek cevap verdi:
“Oturamam!” :D

—————————

Adam: Alo
Kadın: Merhaba şekerim, kulüpte misin?
Adam: Evet.
Kadın: Ay ben burda süper bir deri ceket gördüm. 1000 dolarcık.
… Alabilir miyim?
Adam: Oluur, madem çok sevdin, al tabii.
Kadın: Aslında buradan önce de galeriye uğradım. 2008 modelleri
gelmiş, tam istediğim renkte birini buldum.
Adam: Ne kadar?
Kadın: 60 000 dolarcık.
Adam: O parayı vereceksem bütün aksesuarlarını isterim ama…
Kadın: Yaşasınnn! Bir şey daha var, geçen sene beğendiğimiz ev yine
satılık ve 450 000 dolar istiyorlar.
Adam: Tamam, ama 420 000 dolardan fazla verme sakın.
Kadın: Oldu şekerim. Sonra görüşürüz. Seni seviyorum.
Adam: Ben de seni…Görüşürüz.
Adam telefonu kapatıp afallamış şekilde onu seyreden topluluğa döner
ve sorar:
“Bu telefon kimin, bilen var mı?

——————————–

Vezirler huzura cikmislar:
- Padisahim, hazinede para kalmadiYeni vergilere ihtiyacimiz var, diyerekten
Padisah, kavugunun altindan kafasini kasimis,
- Eeee! Ne vergisi koyalim?, demis
- Koprulere adam koyalim, gecenden bir akce alsinlar!
Aradan bir sure gectikten sonra sormus vezirlerine:
- Tepki var mi?
- Hic bir tepki yok!
- Iyi o zaman koprunun diger tarafina adam koyun, cikandan da bir akce alsin!

Aradan bir sure gecmis, Padisah:
- Var mi sikayet?
- Yok!
Halkinin tepkisizligine kizan Padisah, gurlemis:
- Koprulerin ortasina da adam koyun, gelip geceni tokatlasın!
Aradan birkac gun gecmis, halktan bir tepkinin olmamasina icerleyen Padisah, cagirmis vezirlerini,
-Halki dinleyelim hele bir, demis
Gitmisler köye, Padisah sormus:
- Var mi sikayet?
Ses yok

Padisah tekrar :
-Var mi sikayet? Sikayeti olan soylesin!
diye gurleyince arkalardan ciliz bir ses duyulmus
Sesin sahibi Temel:
-Padisahim, o koprunun ortasindaki adam var ya!
- Eeee!, demis Padisah bir umutla
- Aksamlari cok kalabalik oluyor, sira uzuyor, eve gec kaliyoz, bir adam daha koysaniz :) )

————————————————-

delikanlı sevgilisini akşam eve bırakır.evin önünde masum bir fısıltıdan sonra ateşlenir.bir elini
duvara dayayarak
erkek: beni öpermisin?
kız: delimisin evin önünde annemler görür der
erkek: ne olacak canım bu saatte kim görecek,ne olur seni çok seviyorum..
kız: bende seni ama olmaz..
erkek devamlı ısrar eder.bir ara aniden merdivenlerin ışığı yanar ve kızın küçük kız kardeşi
belirir.
küçük kız :babam diyor ki öpecekse öpsün,gerekirse ben öpecekmişim, o da olmazsa kendisi
gelecekmiş ama o hayvan oğlu hayvana söyle elini diyafon düğmesinden çeksin de

————————————————–

Evin hanımı mutfakta sabah kahvaltısı için tavada iki tane yumurta pişirirken içeri kocası dalmış,

“Dikkat.. Dikkat!..
Biraz daha yağ koy!..
Aman Tanrım ne kadar çok pişiriyorsun..
Çok fazla..
Şimdi çevir..Şimdi..
Off..Daha fazla yağ koy..
Yapışacaklar..Dikkat.. Dikkatttt!
Sana dikkatli ol demiyor muyum?..
Yemek pişirirken beni hiç dinlemiyorsun..
Çevir hadi onları..
Çabuk ol.. Deli misin?..
Aklını yitirdin herhalde..
Tuz koymayı unutma..
Her zaman unutursun zaten..
Tuzu kullan.. Tuzu .. Tuzu diyorum.
Karısı dönüp şöyle bir bakmış kocasına, “Sana ne oluyor öyle?”demiş “İki yumurtayı nasıl pişireceğimi bilmediğimi mi zannediyorsun?”

“Bak bir tanem..” demiş adam artık sakin sakin.. “Sadece sen
yanımda otururken Araba kullandığımda neler hissettiğimi anlamanı istedim.”:)))