FIRKA | Eğitim Siteniz

FIRKA


30. Gün FIKRALARI

bir şirketin üst düzey yöneticisi, new york üzerinde balonla dolaşırken pusulasını düşürüyor ve kayboluyor. inmek için uygun bir yer ararken, gökdelenin tepesinde bir adam görüyor. ona, “ben neredeyim acaba?” diye soruyor.
- yerden 500 feet yükseklikte, bir balonun içindesin.
yönetici sinirleniyor…
-sen mühendissin değil mi?
- evet nereden bildin?
- çünkü başım belâda ve sana bir soru soruyorum. verdiğin cevap yüzde yüz doğru ama hiç işime yaramıyor.
- sen de yöneticisin değil mi?
- evet sen nereden bildin?
- çünkü yerden 500 feet yükseklikte bir balonun içinde kaybolmuşsun. pusulan yok, berbat durumdasın. fakat bu, şimdi benim suçum oldu.

————————————-

kadın eve geldiğinde kocasını mutfakta sinek öldürürken görür ve sorar:
—ne yapıyorsun?
— sinek yakalıyorum…
— öldürebildin mi bari?
— evet, 3 erkek ve 2 tane dişi yakaladım!
şaşkınlık içerisinde sordu kadın:
—dişi sinekle erkek sineği nasıl ayırt edebildin?
— 3 tanesi bira şişesinin üstünde, 2 tanesi de telefonun üstündeydi.

——————————–

gözleri kör, yalnız ve yoksul bir kayserili kırlarda başıboş
dolanırken bastonuna değen sihirli lambayı alıp içinden cini çıkarmayı
başarmış.
bu isten hayli bıktığı belli olan cin, kayseriliye söyle bir baktıktan
sonra;
- “senin hayli isteğin vardır; şimdi sen gözlerin açılsın
istersin, zenginlik dilersin, evlenmegi arzularsın, ama uğraşamam..
sadece bir dileğini yerine getireceğim. ıyi düşün ve ne isteyeceksen
iste..” demiş.

kayserili biraz düşündükten sonra dileğini söylemiş;

- “çocuğumun saatlerce altınlarımı saymasını görmek istiyorum”

—————————–

çocuğun biri babasına sormuş:
baba biz nasıl olduk?
baba cevap vermiş maymunlar türeye türeye biz olduk…
tabi çocuk babasının lafına inanmamış.
annesine biz nasıl olduk demiş?
annesi; allah adem babayla, havva annemizi yaratmış nesilden nesile biz olmuşuz demiş.
çocuk: ama babam maymunlar türeye türeye biz olduk dedi.
anne cevap verir: o babanın sülalesi bizi ilgilendirmez.

————————-

karıma dedim ki, “doğum gününde nereye gitmemizi istersin?” yüzünde keyiften eridiğini görmek beni ihya etti!. “uzun zamandır gitmediğimiz bir yer olsun!” dedi. o zaman önerdim,
“mutfağa ne dersin?” işte kavga böyle başladı…

——————————————–

v – hoca efendi ne yapıyorsun?
h – göle maya çalıyorum
v – ya göl oruçluysa
h – göl hiç oruç tutar mı?
v – ya tutarsa?
h – vay göt vay.

——————————

hakem olan kocasından çok çeken kadın, kocasının yönettiği maçı izlemek için oğlunu da yanına alarak stada gider. oğlu, annesini uyarır : anne gelmeseydik daha iyi olurdu, bütün seyirciler yine babama küfredecek. kadın keyifli bir ifadeyle cevap verir : biliyorum oğlum, o yüzden geldim zaten, benim de söyleyeceklerim var.

———————————

beştaşi yolda bir dilenciye rastlamış.
çolak, topal, şaşı, kambur dilenci yalvarıyormuş.
- allah rızası için bir sadaka.

baba erenler ceplerini yoklamış, metelik yok
bunun üzerine elindeki rakı şişesini uzatmış:
- çek bir fırt!.
dilenci:
- olmaz, demiş, günahtır, sonra çarpılırım.
bektaşi.
ulan, çarpılırsan düzelirsin!

————————————–

baba oğullarından su ister.
büyük oğlu yorgunum der,
ortancası dersim var der,
en küçük oğlu : kalk baba kalk bu şerefsizlerden hayır yok kendin iç banada bir bardak getir der.

——————————————-

bir gün bir karı koca, 18 yaşındaki oğullarını bir testten geçirmeye karar verirler. bir masanın üstüne, bir miktar para, bir dini kitap ve bir şişe şarap koyarlar. çocuk din kitabını seçerse din adamı, parayı seçerse işadamı, şarabı seçerse de tembel biri olacaktır bu testin sonunda. gizli bir yere saklanıp, olacakları merakla beklemeye başlarlar. bir süre sonra oğul gelir. parayı alıp cebine koyar. din kitabını görüp biraz sayfalarını karıştırır ve onu da alır. sonra şarabı görüp hepsini içer. babası eşine dönüp derki, “hanım bizim çocuğun durumu sandığımızdan da beter çıktı, galiba politikacı olacak!”


29. Gün FIKRALARI

hitler ve stalin bir barda oturmaktadirlar. bir adam içeri girer ve barmene bunlar hitler ve stalin degil mi diye sorar. barmen
“evet, onlar” der. sonra adam onlara dogru yürür ve sorar:
“selam, ne yapiyorsunuz?” hitler cevaplar:
“3. dünya savasini planliyoruz.”
adam sorar.
“gerçekten mi? neler olacak?”
hitler:
“bu sefer 14 milyon yahudiyi ve bir bisiklet tamircisini öldürecegiz” der. adam sorar:
“bir bisiklet tamircisi mi???!”
hitler stalin’e döner ve der ki:
“gördün mü, sana kimsenin 14 milyon yahudiyi takmayacagini söylemistim!”

——————————–

iki yahudi ortak olup kumaş ticareti işine girmeye karar vermişler. adamlar malum ticaret erbabı piyasayı yoklamışlar sormuş soruşturmuşlar. haki renk kumaşların o yıl çok revaçta olacağını öğrenmişler. ellerinde avuçlarında ne var ne yok hepsini döküp çevrelerindeki bütün haki renk kumaşları toplamışlar. toplamışlar ama kumaşlara hiç talip çıkmamış. derken yahudi arkadaşlar dükkanda sinek avlarken omzunda galaksi bulunan bir asker bu iki ortağın dükkana gelmiş. ordu adına geldiğini haki renkli kumaş aradığını söylemiş. bizim ortaklar kumaşları göstermişler. komutan gayet memnun bir şekilde:
- bide bu kumaş örneğini üst merciler ile görüşeyim. eğer yarın öğlene kadar mektupla bildirmez isem tüm kumaşları alacağız. almayacak olursak en geç yarın on ikide haberiniz olur. demiş ve çekmiş gitmiş.
ertesi gün ortaklar heyecanla dükkanı açıp beklemeye başlamışlar. saat on ikiye yaklaştıkça gelen giden yokmuş. ortakların yüzleri gülmeye başlamış. tam on ikiye beş kala postacı köşeden gözükmüş ve bunların dükkana yönelmiş. iki kafadarın tüm hayalleri suya düşmüşken ortaklardan simon postacının getirdiği zarfı almış ve elleri titreyerek açmış. heyecanla ortağını bağırmış:
-müjde moiz baban ölmüş.

——————————

iki tavuk markette geziyorlarmış. yumurta reyonuna geldiklerinde l.tavuk diğerine 40 kuruşluk yumurtaları göstererek
- “bak bunları ben yaptım”
der. biraz daha ilerler, biraz önceki yumurtalardan daha
küçük ve 30 kuruşluk yumurtaları görürler. bu sefer diğer tavuk:
- “bak bunları da ben yaptım, seninkilerden yapacaktım ama kocam 10 kuruş için kıçını yırtmaya değmez dedi

——————————-

karı-koca kahvaltı yaparken kadın bir anda elindeki tavayı kocasının kafasına geçirir. ne olduğunu anlamayan kocası şaşkınlıkla durumu sorar

- ne oldu hayatım?
+ dün pantolonunu yıkarken cebinden üstünde buse yazan bir kağıt çıktı.
- karıcım o, geçen gün üzerine bahis oynadığımız atın ismiydi.

bu açıklamayı yeterli bulan kadın neşe içinde kahvaltısına devam eder.

kadın, iki gün sonra yine kahvaltıda bu sefer daha büyük bir tava ile kocasının kafasına öyle bir vurur ki adamcağız masanın üstüne yığılır kalır. birkaç dakika sonra adam ayılır ve karısına yine ne olduğunu sorar. kadın cevap verir;

- dün senin at aradı!!!

——————————————-

of’lu hoca cuma namazında içki içenleri fena azarlıyordu:

-”paranızı sokağa atıyorsunuz! kazanan kim? meyhaneci…

en büyük dükkan kimin? meyhanecinin…

en güzel ev kimin? meyhanecinin…

ya en güzel araba? meyhanecinin.

bu paralary veren kim? ha sizin gibi kafasızlar…”

aradan 2 hafta geçer, bir adam koşarak hocanın yanına gelir ve ellerine sarılıp öperek:

-”allah razy olsun hocam, senin verdiğin içki vaazı sayesinde hayatım kurtuldu..”

hoca memnun:

-”aferin, içkiyi bırakmanın mükafatlarını ahirette de göreceksin oğlum.” der. adam düzeltir:

-”içkiyi bırakmadım hocam, meyhane açtım.

—————————————

80 yaşındaki dede eşine;
-gençliğimizdeki flört günlerimizi hatırlıyormusun ? demiş.
nenede
-evet çok özledim. diyince dede
-yarın ilk bulıştuğumuz yerde buluşup sevgiliyken yaptığımız şeyleri yapalım.demiş
..dede süslenmiş,püslenmiş buluşma yerinde saatlerce beklemiş ama bakmış nene yok.eve gelince bi bakmış nene ağlıyor
-ne oldu ? demiş
nenede
-ne olacak aşkım annem yollamadı demiş.

—————————————-

temel istanbul’a gittikten sonra bir otele yerleşir.
otelin tuvaletleri o kadar temizdir ki tuvalete yapmaya kıyamaz.
bir poşete yapar atacağı bir yer ararken.
tam o saatlerde 1 kilo altın çalınmıştır.
polisler temeli elinde poşetlenmiş sarı bir şey gördükleri için hemen yakalarlar.
poşetin içine bakmadan tartarlar. tam 750 gr’dir. bunun 250gr’ini ne yaptın
deyip bir güzel döverler.sonra poşetin içinde altın olmadığı anlaşılır ve
temeli serbest bırakırlar.
temel bu olaydan sonra köye geri döner.
köy ahalisi temel’e:
“istanbul nasıl bizde gidelim mi?” diye sorarlar.
temel ise:
“ula uşaklar siz siz olun!!. istanbul’a cidmeyun .”
istanbul’da 1 kilo dan az yapanın ağzına yapaylar da.

————————-

adamın biri hocaya rüyasını anlatmaya gitmiş .
‘hocam ben rüyamda deniz gördüm ama deniz mi desem ırmak mı desem akarsu mu desem ,biraz ileride bir ev gördüm ama ev mi desem villa mı desem konak mı desem ,az ileride de orman gördüm ama orman mı desem yeşillik mi desem ağaçlık mı desem ..şimdi sen bu rüyayı yorumla hocam .
hoca cevap verir ,
‘allah belanı verecek ama bugün mü desem ,yarın mı desem öbür gün mü desem …

—————————–

cemal ile temel askerde beraber nöbet tutarlarken, komutanları bir bakmış
cemal in elinde bir mektup, okuyor.
- napıyorsunuz, demiş.
temel :
- sevculumden mektup celdi. okuma yazma pilmem, cemal okuyo paga.
- peki cemal in kulaklarındaki pamuk ne?
temel:
- mektubu duymasin diye komitanım.

—————————-

temel doktora tezi için pireler üzerinde deney yapmaya başlamış.
pireye “zıpla!” deyince pire zıplamış.
ikinci deneyde pirenin bir bacağını koparmış ve tekrar “zıpla!” demiş, pire yine zıplamış.
bu deneyi pirenin tüm bacaklarını koparana dek sürdürmüş.
son bacağı da kopardıktan sonra “zıpla!” dediğinde pirenin zıplamadığını görünce
deney sonucunu not almış: “pireler tüm bacakları koparılınca duyamıyorlar.”


28. Gün FIKRALARI

tıp fakültesi birinci sınıfta, profesör öğrencileri kadavranın başında toplamış ve “arkadaşlar birinci kural; kadavradan iğrenmeyeceksiniz, mideniz bulanmayacak” der ve hemen kadavranın arkasını çevirir, parmağını kadavranın kıçına sokar ve sonra da ağzına götürüp yalar, tüm öğrenciler de iğrenerek bakarlar ama çare yoktur; hepsi de aynı hareketi tekrarlar. bütün sınıf aynı işlemi yaptıktan sonra profesör yeniden kadavranın başına geçer ve “arkadaşlar” der; “ikinci ve en önemli kural, kesinlikle çok dikkatli olacaksınız, asla en küçük bir ayrıntıyı bile atlamayacaksınız… mesela az önce ben işaret parmağımı kadavranın kıçına sokup, orta parmağımı ağzıma götürdüm ama hepiniz bunu atladınız…

———————————

temel vatikanda gezerken upuzun bir kuyruk görür.
“nedir bu kuyruk..?” diye sorduğunda kuyruğun diğer ucunun kiliseye uzandığını ve vatikan kilisesi tarafından cennetin parça parça satıldığını, 1000 dolar verenin de cennetten bir parça satın alabildiğini öğrenir.
kuyruğu takip edip kiliseye ulaşır, kapıdaki görevlilere

“ben cehennemi satın almak istiyorum..” der.

“olmaz burada cehennem satışımız yok, cennetten bir parça almak
istiyorsan da sıraya gir..” derler.

temel cehennemi almakta kararlıdır ve ısrarını da sürdürür.

kapıda temel’i ikna edemeyen görevliler, içerde papa’ya durumu anlatırlar. papa gülerek:
“gidin sorun bakalım cehennemin tümüne ne kadar veriyormuş bu akılsız
adam..” der.

kapıya inip temele sorarlar.
“10.000 dolar veririm..” der.

papa temeli içeri çağırtır, hazırlattığı evrağı da temel’e imzalatıp 10.000 dolarını da aldıktan sonra arkasından gülerek uğurlar.

dışarı çıkan temel, kapıda günlerdir cennetten bir parça satın almak
için bekleyen binlerce kişiye elindeki belgeyi gösterip:
“eyyyy uşaklar; cehennemin tümünü ben satın aldım, artık cennet için
uğraşmanıza gerek kalmadı, dağılabilirsiniz…..”

sonra ne oldu dersiniz…

cennet satışları sıfırlayan papa ve ekibi 10.000 dolara sattığı
cehennemi temelden geri alabilmek için hala pazarlık etmekte,
son durum:
temel 10 milyon dolarda ısrarcı..

———————————–

hoca cemaate sorar;
- hanımından korkanlar ayağa kalksın!
herkes kalkar adamın biri oturur,
hoca sorar;
- sen hanımından korkmuyor musun diye?
adamcağız derki ;
hanımın ismini duyunca dizlerimin bağı çözüldü,
kalkamıyorum.

————————————

bi adam yalan dedektörü almış.
akşam yemeğinde denemek istemiş.
oğluna bugün nerdeydin demiş.
oğlu da “okuldaydım” diyince dedektör ötmüş.
sonra oğlu itiraf etmiş, erotik bi filme gitmiş sinemada.
babası da kızmış, oğluna ;
“ben senin yaşındayken erotik nedir bilmezdim bile” demiş.
dedektör yine ötmüş.
bunu duyan anne gülmüş ve ;
“al işte senin oğlun” demiş.
dedektör yine ötmüş…

———————–

çocuk okula kayıt olmaya gider.
müdür, “adın nedir oğlum ?” diye sorar.
çocuk yanıtlar:
“mememehmet yayayakut”
müdür şaşırır: “oğlum sen kekeme misin ?”
oğlan serinkanlılıkla yanıtlar:
“hayır hocam, babam kekemeymiş, nüfus memuru da piç !”

—————————————-

temelin arkadaşının burnuna 2 sinek konmuş

çekmiş silahı ateş etmiş 2 sinekle beraber arkadaşı ölmüş

2 sizden bir bizden demiş

————————————–

küçük temel annesine sormuş:
- anne ben nasıl meydana geldim
- baban 1 tane kesme şekeri getirdi oğlum, onu yastığın altına koyduk, sen oldun.
- tamam, demiş

hemen gidip 1 tane kesme şeker alıp yastığın altına koymuş, sabah bir de bakmış ki bir sürü karınca var etrafında.

- ulan, demiş… hepinizi ezerdim şimdi ama, baba yüreği işte !

—————————————————

fırlama çocuğun biri bir adama yaklaşır :
- bayım , saatiniz kaç acaba

adam durur , paltosunun ve ceketinin düğmelerini açar, yelek cebinden saatini çıkarır, bakar ve :
-”üçe çeyrek var , genç adam ..” der.

“teşekkürler ” der çocuk “lütfen saat tam üçte gelip kıçımı yalar mısınız ? ”

adamın tepesi atar , caddelerde nefes nefese çocuğu kovalamaya başlar. ancak birkaç dakika sonra eski bir arkadaşına rastlar ve durmak zorunda kalır.

“hayırdır ?! ” der arkadaşı..
“sorma !..” der adam nefes nefese , ”
ibnenin biri geldi saati sordu. üçe çeyrek var dedim.
o da “saat tam üçte gelip kıçımı yalar mısın ” dedi, onu kovalıyorum”

arkadaşı cevap verir:
-”anladım da birader ” der arkadaşı , ” bu acele niye ? daha on dakikan var!”

—————————-

bir gün tavşan ormanda koşu yapıyormuş. yolda
esrar içen zürafaya rastlamış.
-zürafa kardeş bırak böyle şeyleri gel
koşup sağlıklı yaşayalım demiş,ve koşmaya başlamışlar. ileride
kokain çeken file rastlamışlar.
-fil kardeş bırak böyle zararlı
şeyleri gel koşalım sağlıklı kalalım demişler,…başlamışlar 3ü
koşmaya. az ileride eroin vuran aslana rastlamışlar,tavşan:
-aslan kardeş bırak böyle zararlı şeyleri gel koşalım demiş.aslan
gerinmiş tavşana bir yumruk patlatmış..zürafa sormuş:
-aslan kardeş niye vurdun tavşana?aslan cevap vermiş:
-bu manyak ne zaman extasy içse bütün ormanı peşine takıp koşturuyor

——————————————

bir gün temel dursun’a misafirliğe gitmiş. gece olmuş yatma zamanı dursun temeli uyarmış:

-haçan tuvalete gideceksen şimdi gidesun. tuvalete gideriken bizim odadan oradan geçiliy, fadime ile beni rahatsız edersun.

temel’in tuvalete ihtiyacı yokmuş gitmemiş. ama gece temelin bağırsakları bozuluvermiş. dursunun dedikleri de aklına gelmiş ama sonra bakmış balkondan bir adet saksı var. gitmiş onu almış. içini boşaltmış, içine bir güzel sıçmış, sonra içindekileri yerine yerleştirmiş. sabah olmuş temel dursunlarla vedalaşmış.

3 ay sonra dursundan temele mektup gelmiş:

-ula nereye ettun çabuk de. 3 ev değiştirdik halen koku gitmeyi da…

———————————————-

temel bir gün kahvenin önüne kırmızı spor bir arabayla gelir kahveye girince dursun sorar
-ula temel bu arabayı nerden aldın?
-oturun etrafıma da anlatayım
herkes birikir etrafa
-bi gün otoban da otostop çekiyodum güzel bi sarışın durdu bu arabayla üstünde bi mini etek bir de mayo gibin bir üstü vardı beni tenha ormanlık bir yere götürdü ve önce bikiniyi sonra mini eteği çıkardı ve bana benden ne istersen alabilirsin dedi ben de arabayı aldım
dursun lafa atlar
-zaten mini etek de sana yakışmazdı .


27. Gün FIKRALARI

temel çımacı olmuş, ilk kez yurt dışına gitmişti.
gemi liverpool limanı’na yanaşırken, temel iskeledeki

ingiliz’e bağırdı: – tut şu halatı! ingiliz anlamadı bir şey..

temel yine bağırdı: – tut şu halatı! ingiliz’de gene hareket yok.. temel ortaokuldaki ingilizcesi ile bağırdı:

- do you speak english?

- “yes.. yes..” dedi ingiliz;

temel öfkeyle bağırdı: – o zaman tut şu halati..!

———————————-

anaokulunun son günü küçük öğrenciler öğretmenlerine hediye verdikleri bir parti düzenler. çiçekçinin oğlu öğretmene bir hediye paketi uzatır. öğretmen paketi yavaşça sallar eliyle tartar ve:
- sanırım bu bir buket çiçek?
- doğru. nerden bildiniz öğretmenim?
- şey, tahmin ettim.

sıradaki öğrenci şekercinin kızıdır. o da öğretmene bir hediye verir. öğretmen gülümseyerek paketi alır, eliyle tartar ve hafifçe sallar:
- sanırım bu bir kutu çikolata.
- aaa, nerden bildiniz öğretmenim?
- şey, bir tahmin sadece. nasılsa tuttu işte.

bir sonraki hediye tekel bayisinin oğlundan gelir. öğretmen paketi alır ama alttan küçük bir sızıntı vardır. paketi tutarken parmağı ıslanan öğretmen yavaşça parmağını diline sürer:
- bu şarap olabilir mi?
- hayır öğretmenim! diye bağırır çocuk heyecanla.
öğretmen tekrar sızan yerden bir damlayı parmağıyla alıp tadına bakar:
- şampanya öyleyse?
daha da heyecanlanan çocuk:
- hayır öğretmenim!
öğretmen sızıntının bir daha tadına bakar:
- tamam. pes ediyorum, bilemeyeceğim. nedir bu?
çocuk neşeyle haykırır:
- bir köpek yavrusu!

—————————————-

kolejli kız chatte tanıştığı adamla ilk defa buluştuğu cumartesi gecesi geç saat…te kampüse dönmüş.

onu beklemekte olan oda arkadaşı ışıkları hemen açıp merakla sormuş.

nasıldı?; diye. berbattı..demiş kız..

buluşmaya 1932 model rolls royce ile geldi. arkadaşı vaaayy demiş.

kızım çok havalı ve pahalı bir araba o..

nesini beğenmedin ki? kız, hayatım demiş sinirle,

- herif arabanın ilk sahibi!..:)

—————————-

yaşlı adam ölüm döşeğindeydi. artık son dakikalarını yaşıyordu. o da ne! hasta yatağında yatarken. birden mutfaktan gelen kokuyu aldı, en sevdiği çikolatalı kurabiyelerin kokusuydu.
birden gözleri aralandı, kendini ayağa kalkacak kadar güçlü hissetti.
inanılır gibi değildi kurabiyelerin kokusu. her an öleceği beklenen adam ayağa kalkmıştı.

duvara tutunarak merdivenlere kadar yürüdü.
basamakları ağır ağır inerken sanki mutfağa değil yaşama yeniden yaklaşıyor gibi heyecanlıydı. sonunda mutfak kapısına kadar geldi. işte masanın üzerindeki tepside onlarca çikolatalı kurabiye, tam karşısında duruyordu.
son gücüyle masaya yaklaştı, o kurabiyelerden bir tane ağzına atabilse sanki ömrüne ömür katılacaktı.

bir tane almak için elini uzattı.
ama birden karısı yetişti ve eline vurdu:
- çek elini bakayım!! onlar cenaze için.

—————————————

merkezi bir cadde üzerinde yeni bir lokanta açılmıştır ve reklam için 2 hafta yemekleri bedava yapmıştır.
fakat müşterinin biri ilk gün gelip neredeyse bütün yemekleri yemiştir. ertesi gün aynı adam tekrar ve tekrar aynı şeyi yapınca,
lokantadaki garsonlar adamın yemeğine müsil atmaya karar verir. tuvaletlerin kapısına da arızalı yazarlar.
adam ertesi gün gelir ve yemeklerden yemeye başlar. fakat yemeğin sonlarına doğru bir karın ağrısı tutar,
tuvalete doğru yönelir fakat tuvalet arızalıdır. ne yapacağını bilmeden kendini sokağa atar. artık o kadar sıkışmıştır ki, o can
havliyle kendini bir kuruyemişçiye atar

ve kıvrına kıvrına “burda zeki müren kaseti var mı!!”

kuruyemişçi şaşkın bakışlarla “yoook” der.

adam:sıçarım böyle kuruyemişçiye…

—————————————

iki deli tımarhaneden kaçmaya karar vermişler. biri ötekine: “git bak bakaalım dikenli teller yüksek mi alçak mı, eğer yüksekse altından kaçarız, alçaksa üstünden atlarız.” diğeri gitmiş, bir süre sonra geri gelmiş ve şöyle demiş: “ne yazık ki kaçamayacağız, çünkü dikenli tel yok!”

——————————–

bir kompartımanda ingiliz, fransız, alman ve oldukça güzel genç bir bayan seyahat ediyorlarmış. bir ara genç ve güzel bayanın başının üzerindeki sepetten sıvı damlayınca ingiliz hemen oturduğu yerden fırlayıp, parmağını değdirerek sıvıyı yalamış ve;
- hıımmm, bu halis viski…
fransız aynı işlemi yaparak;
- hadi canım …bu bal gibi şarap…
alman;
- yanılıyorsunuz beyler bu olsa olsa bira olur…
genç ve güzel bayan gülümseyerek ayağa kalkmış ve sepete hafifçe dokunarak;
- kız fifi, bir türlü öğrenemedin çişini tutmayı…

———————————–

koca eve gelmiş ve eşine:
- karıcığım, bugün patron, bir kaç arkadaş ile beni balığa davet etti. patron ile samimiyet kurup terfi almam için çok iyi bir fırsat. izin verirsen patron ile komşu vilayete gidip, hafta sonu balık avı yapıp gelicez. benim için olta takımı ve yeni aldığım mavi,ipek pijama takımını hazırlar mısın?

karısı durumdan biraz şüphelenmiş ama dediklerinide yapmış.
hafta sonu bitmiş ve kocası eve dönmüş
kadın:
- balık nasıldı kocacım?

adam:
- ha evet bir kaç balık yakalayabildik ama sana söylediğim mavi ipek pijama takımımı koymamışsın çantama
demiş.
karısı ise:
- yoo koydum, ama balık takımının içine koydum, eğer balık takımını açmış olsan görürdün.

——————————————-

okuldan eve dönen çocuk annesine sorar:

- anneciğim yemekte ne var?
- oooo… saymakla bitmezz oğlum.
- süpersin anne yaaa… ne var peki?
- pirinç pilavı yawrum!…

————————–

amerikan turist kafilesini gezdiriyormuş ve istanbul hakkında bilgiler veriyormuş

- “işte burasi 1. bogaz köprüsü su tarihde yapıldı inşaatı 3 sene sürdü” anlatmaya başlamışki amerikalı lafı bölerek
- “ooooo biz aynı köprüyü 2 senede bitirdik hemde bundan daha büyükdü.” der rehber bozulur biraz. derken sabancının ikiz kulelerin yanından geçerken rehber gene anlatmaya başlar
- “şu kadar metre yüksek 2,5 senede yapıldı” amerikalı gene lafa karışır
- “bizde daha yüksekleri var 2 senede bitirdik” der ve rehber gene bozulur.tur devam ederken gurup sultan ahmet camisinin önünden gecerken
- “amerikalı sorar bu ne zaman yapıldı” diye sorar rehberde

- “iki gün önce yokdu ne zaman yapmışlar bende hatırlamıyorum.


26. Gün FIKRALARI

temel ve fadime uzun yıllar nikahsız yaşamaktadır.
birgün fadime:
- temel bu iş böyle olmuyor, evlenelim artık demiş.
temel gayet sakin:
- bizi bu yaştan sonra kim alır fadime demiş.

——————————

genç iş adamı uçağa binmek üzere havaalanına gelir ve bilet kontrolü yapılan masaya giderek, elindeki valizleri teslim eder.
görevli;
“biletinizi alabilir miyim?” der.
adam biletini verir ve ekler;

“biletimden göreceğiniz gibi new york’a gidiyorum. ancak, verdiğim yeşil valizin londra’ya, mavi olanın da paris’e gitmesini istiyorum.”

görevli kız şaşkınlıkla ;
“özür dilerim, ancak bunu yapmam mümkün değil.”
bunun üzerine genç adam;

“bunu duyduğuma çok sevindim. geçen sene yapmıştınızda!”

——————————–

temel parmağını camla kesmiş.

telaşla, sağlık bakanlığının yeni organize ettiği ve çok övündüğü aile hekimliği binasına gitmiş.

içeri girince karşısına iki kapı çıkmış: birinde “hastalıklar” , ötekinde “yaralanmalar” yazıyormuş.
“yaralanmalar” kapısından girmiş. yine önünde iki kapı gelmiş: birinde “kanamalı”, ötekinde “kanamasız” yazıyormuş. “kanamalı” kapısından girmiş. yine karşısına iki kapı çıkmış: birinde “hayati önemi olan”, ötekinde “hayati önemi olmayan” yazıları varmış.

“hayati önemi olmayan” yazılı kapıdan girince kendini sokakta bulmuş.

eve gelirken arkadaşları sormuşlar:

- temel ! nasildur, sağa iyi baktilar midur ?

- hiç bakilmadum ama haçan organizasyon çok müthiş !!

————————————

iki patron iddaya girer hangimizin sekreteri daha salak diye. ilk patron sekreterini çağırır ve der ki;
- kızım al şu 10 tl yi git bana bir araba al. sekreter:
- tamam efendim der gider.
ikinci patron çağırır sekreterini:
- kızım git bak bakayım ben evdemiyim der.
sekreter:
- tamam efendim der çıkar.
bu iki salak sekreter çarşıda karşılaşırlar, sekreterlerden biri:
- yahu bende bir patron var o kadar salak ki bana para verdi git bana araba al diye lan keriz bugün pazar arabayı nerden bulayım..
diğer sekreter:
- yahu benim ki daha salak yok gidip kendisi evdemiymiş değilmiymiş diye bakacakmışım be ey lavuk yanında koskaca telefon var evi arada sorsana.

—————————-

sarışın bir kadın bir beyaz eşya dükkanına girer. çalışana bu televizyon ne kaç lira diye sorar. çalışan sarışınlara satış yapmıyoruz der. kadın sinirlenir ertesi gün saçlarını kahverengiye boyatıp gelir. bu televizyon ne kadar diye sorar. çalışan aynı şekilde sarışınlara satış yapmıyoruz der. kadın bu sefer çok sinirlenir. sarışınlığını belli edecek her şeyi yok eder solaryuma gider. ama gerçekten de hiç belli değildir artık sarışın olduğu. aynı dükkana girer bu televizyon ne kadar der. aynı tepkiyle karşılaşır. sarışınlara televizyon satmıyoruz. dayanamayıp sorar ya bu sefer nerden anladın sarışın olduğumu? der. adamın cevabı ise yürek burkacak cinstendir. üç gündür gelip mikrodalgayı televizyon sanıyorsun da ondan…

————————————

1.kadın: ah şekerim saçını mı kestirdin? ne kadar güzel olmuşsun.
2.kadın: ay sahi mi söylüyorsun? ben pek emin olamıyorum. ay çok mu kısa
oldu acaba…??
1.kadın: amaaan ne alakası var. benim yüzüm bu kadar geniş olmasa aynı
kesimi ben de denerdim. benim şu saçım klasik oldu artık, yeni bir modele
hiç cesaret edemiyorum.
2.kadın: ay yapma allah aşkına nesi varmış yüzünün..bak şöyle
şuralarından kat verdirsen, harika olur; benim de boynum uzun olmasa aynı
seninki gibi
bir model yaptırırdım.
1.kadın: ah şekerim sen de bir alemsin. keşke benim de boynum seninki gibi
olsa. en azından şu çökük omuzlarımın dikkat çekmesini engellemiş olurdum.
2.kadın: ayol sen ne diyorsun?.. senin omuzların gibi omuzları olsun
isteyen bir sürü kız var… giydiğin her şey sana öyle yakışıyor ki.. bir
de
benim şu kısa kollarıma bak. omuzlarım seninkiler gibi olsaydı, giydiğim
bluzlar üstümde emanet gibi durur muydu?
.
.
.
uzar gider bu muhabet.

2. versiyon erkek/erkek:

1. adam: saçını mı kestirdin?
2. adam: evet
1. adam: sıhhatler olsun abi…
2. adam: sağ ol…

——————————————

imamın tayini bir köye çıkar. imam gelmeden imamın korkak oldugunu duyar köylüler. imama bir tuzak hazırlarlar ve köylünün birinin öldüğünü ve yıkaması için imamın gelmesi gerektiğini söylerler. hocaya mecbur yıkayacak. içeri girer köylüyü yıkar. ama hocadan ses yok. merak ederler. bir zaman sonra hoca ter içinde çıkar, ve köylülere çok kızar;

eyyyy cemaat, bir daha ki sefere ölmemiş mefta getirmeyin bana. öldürene kadar canım çıktı…

————————————

süper ötesi :) )

new york’ta bir bankanın önünde duran son model rolls royce otomobilden inen adam, hızlı adımlarla bankaya girdi ve önüne çıkan ilk görevliye, bireysel kredi için başvuruda bulunmak istediğini söyledi. görevli onu, müşteri temsilcisine götürdü. adam, çok acele bir is için avrupa’ya gitmek zorunda olduğunu ve bu nedenle bir hafta vadeli beş bin dolar krediye gereksinim duyduğunu söyledi. müşteri temsilcisi kısa bir araştırma yaptıktan sonra. “ticari ve mali sicilinizi inceledik. bu krediyi almanız için bir engeliniz yok” dedi ve ekledi: fakat bir konuyu belirtmeliyiz. bizim bankamızla daha önce hiç çalışmamışsınız. banka olarak sizi resmen tanımıyoruz. bu nedenle, söz konusu krediyi verebilmemiz için karşılığında sizden bir teminat almak zorundayız”. adam cebinden rolls royce’un anahtarını çıkardı, bankanın müşteri temsilcisine uzattı: “çok acelem var, uçağa yetişeceğim.” dedi. “kapıdaki rolls royce’ umu teminat olarak alabilirsiniz”. kredi işlemleri çok hızlı bir bicimde tamamlandı. banka rolls royce otomobili bankanın garajına çektiler, adama da beş bin dolar krediyi verdiler. müşteri temsilcisi, kişisel merakını gidermek için bir hafta boyunca özel bir araştırma yaptı ve bankalarının bu yeni müşterisinin çok büyük bir is adamı ve çok büyük bir servet sahibi olduğunu öğrendi. bir hafta sonra adam yeniden gelip, borcunun anaparası beş bin dolarla, bir haftalık faizi dokuz bucuk doları ödedikten sonra, müşteri temsilcisi bir turlu yenemediği merakının dürtüsüyle sordu: “sizin, çok büyük bir is adamı ve çok büyük bir servetin sahibi olduğunuzu öğrendim” dedi. “yalnızca kişisel merakımdan soruyorum. lütfen söyler misiniz, sizin için çok küçük bir miktar olan beş bin dolarlık krediye neden gereksinim duydunuz?” adam hafifçe gülümsedi: “siz de bana lütfen söyler misiniz?” dedi. “böyle lüks bir otomobili, new york’ta hangi kapalı garaja, bir hafta boyunca dokuz bucuk dolara bırakabilirsiniz?(para kazanmak sadece çalışma ve hırsla olmaz,zeka da gerekir

————————-

erzurumlunun biri büyük bir çukura düşer başlar bağırmaya
- çimse yok mi çimse yok mi beni kurtaracak çimse yok mi?
imdada bir melek yetişir ve derki, seni üç şartla oradan çıkarırım;
- bir içkiyi, iki kumarı, üç karı kız ayağını bırakacaksın.
bizim erzurumlu düşünür tekrar başlar bağırmaya
- başka çimse yokmi, başka çimse yokmi?

————————-

Öğretmen derste “anonim” kelimesinin manasını anlatıyordu;

-Anonim, isimsiz demektir. Yani kime ait olduğu belli değildir.

Tam o esnada bir kahkaha duyuldu, öğretmen sordu;
-Kim güldü?

Temel cevap verdi;

-Anonim!


25. Gün FIKRALARI

Fadime kumar oynuyormuş. Temel de arada sırada gidip soruyormuş:
- Nasıl gidiyor kanaryam?
- Kaybediyorum.
Bir müddet sonra yine:
- Nasıl gidiyor güvercinim?
- Kaybediyorum
Bu konuşma bülbülüm, serçem diye devam edince Cemal sormuş,
- Neden karına hep kuş isimleriyle hitap ediyorsun?
Temel:
- Bu kadar kişinin içinde kuş beyinli diyemem ya! diye fısıldamış :D

——————————–

tembel bir öğrenci yazılı kağıdına şu satırları yazmış.
-yürü boş kağıt yürü…
öğretmenin yüzünü gör de gel.
üç zayıfım vardı,
dört oldu mu sor da gel…

——————————————–

Temel’in babasının cenazesine gelen bir aile dostu “nasıl oldu” diye sorar.
Temel : 30. kattan düştü.
Adam : çok feci ölmüş.
Temel : yok, manavın tentesine çarpıp tekrar yükseldi.
Adam : daha şiddetli çakıldı o zaman.
Temel : hayır, kasabın tentesine çarpıp ordan karşı binanın çatısına fırladı.
Adam : demek çatıya çarpıp öldü.
Temel : yok, çatıdan yuvarlanıp elektrik tellerine gitti.
Adam : çarpıldı mı ?
Temel : yok canım teller yaylandı, babamı 200 metre yukarı fırlattı. bunları duyan adam dayanamaz ve temel’e bagırır ulan nasıl öldü bu adam ?
Temel : baktık durmuyo vurduk !

————————————

Buyukce bir kopek agzinda bir torbayla kasap dukkanina girer.Agzindaki torbayi yere birakir, kasabin karsisina oturup bekler.
“Bu da nesi” der kasap diger musterilerine bakarak.
“Herhalde et alacak” der birisi.
Kopek de tasdik eder : ” hav”
“Nasil et istiyorsun bakalim, kiyma, kusbasi, biftek?”
“Hav” diye keser kopek kasabin sozunu.
“Peki ne kadar?, bir kilo, iki kilo?”
Tekrar “hav” sesi duyulur.
Sasisan kasap siparisi sarar ve torbaya yerlestirirken, etin parasinin da torbada oldugunu gorur.
Kopek dukkani terk ederken kasap meraktan catlayacagina kopegi takibe karar verir, dukkani da yardimcisina emanet eder.
Kopek bir kac sokak otede bir apartmana girer, ucuncu kata cikar ve bir kapinin onunde durarak pencesiyle kapiya vurmaya baslar.
Kapiyi kizgin bir adam acar ve baslar kopege bagirmaya…
Izlemede olan kasap ortaya cikar ve adama ; “Dur bir dakika ” der “Ne yapiyorsun?Gordugum en akilli kopek, ona niye bagiriyorsun?”
Adam “Akilli mi?” der,” bu hafta uc oldu, anahtarini yanina almayi unutuyor.”

—————————–

Zamanın en büyük mafya babası idamlık bir suçtan yargılanıyordu. Jürinin içindede bizim Temel vardı.
Babanın adamları Temel’in yanına gelip ula Temel ne yap et bu cezayı müebbede çevir.
Ve jüri toplandıktan sonra hâkim kararını müebbet olarak açıklar.
Babanın adamları Temel’in yanına gelip Bunu nasıl yaptığını sorar.
Temel’de;
-Sormayın uşaklar, jüri beraat diye tutturdu müebbede çevirene kadar anam ağladı.

————————–

temel ile dursun para kazanmak için vahşi batıya gitmişler.
bir bara oturup ne yapalım ne yapalım diye düşünürlerken
barmen kızılderililerin kafa derisinin 5 $ olduğundan bahsetmiş.
temel ile dursun hemen işe koyulmuşlar, kızılderililerin
kafa derisini yüzüp karşılığında 5 $ kazanıyorlarmış. derken
ünleri yayılmış dilden dile dolaşmaya başlamış, yerliler
onların adını duyduğunda çok korkuyorlarmış. bir gün
yine işe çıkmışlar ve gece olunca kamp yapmışlar. yerlerini
öğrenen yerliler toplanmışlar ve etraflarını sarmışlar. sabah
sabah olunca temel uyanmış birde ne görsün? etraflarında
yüzlerce yerli, ellerinde mızraklar ve oklarla savaş dansları
yapıyorlar. temel hemen dursunu dürtmüş;
- kalk uşağum kalk paranın mınakoduk.

———————

tur otobüsü şöförünün omzuna dokunulunca adam hafifçe başını çevirmiş, bir bakmış ki elinde bir avuç badem, yaşlı bir kadın durmakta..

teşekkür ederek almış bademleri ve yemiş..

15 dakika sonra yaşlı kadın tekrar şöförün omuzuna dokunup bir avuç daha badem vermiş ve bu ikramı 5 kere daha yapınca “zahmet ediyorsunuz efendim..” demiş saygılı şöför,

” hep bana yedirdiniz.. biraz da kendiniz yesenize..” çiğniyemiyorum evladım..” demiş yaşlı kadın,

“dişlerim yok..”"niye satın alıyorsunuz o zaman?..” “evladım ben sadece üzerindeki çikolata kaplamasını emmesini seviyorum!..”

———————————————–

düğün gecesi kayınpeder damatla dalga geçiyormuş:

- bakalim, aslanlar gibi bu gece mi gerdeğe gireceksin yoksa fareler gibi ertesi geceyi mi bekleyeceksin?

damat sırıtarak cevap vermiş

- ben tilki gibiyimdir efendim, dün gece girdim..

——————————————

vezir halkın ihtiyaçları için para dağıtıyormuş. imam efendiyle, bektaşiyi çağırmış yanına. imam efendiye sormuş:

- içki içer misin imam efendi?
- haşa! ağzıma sürmem.
- karı kız var mı hoca efendi?
- haşa! harama uçkur çözmem
- kumar oynar mısın peki?
- hayır oynamam.

sırada bekleyen bektaşiye dönmüş:

- içki içer misin?
- her gece içerim.
- karı kız var mı peki?
- eh arada bir düşer!
- kumar oynar mısın?
- oynarım arada.

vezir elindeki 15 liranın 13 lirasını bektaşiye, 2 lirasını imam efendiye vermiş. imam efendi şaşkına dönmüş.

-aman hünkarım neden ona 13 lira verdin de bana 2 lira verdin
-senin masrafın yok!

————————————

nasrettin hocanın misafirleri gelecekmiş. pazardan karpuz almış. karpuzu misafirlere ikram etmiş ama karpuzun hem içi geçmiş, hem de leş gibi kokmuş. misafirlerine rezil olan hoca sabahı zor etmiş ve pazarda karpuzu aldığı adamın yanında almış soluğu:

-seni tebrik etmeye geldim karpuzcu
-neden hocam, hayırdır?
-dün senden aldığım karpuz var ya!
-evet!
-üzerinde tek bir çizik yok ama içine sıçmayı başarmışsın!

———————————–


24. Gün FIKRALARI

Fadime Temel’i alıp alışverişe götürür. Fadime o kadar çok eşya almıştırki Temel de beş kuruş kalmamıştır.
Fadime ye
- “Sen beş para etmezsun ama birsürü eşya alayirsun”
der.
Bunun üzerine fadime
- “Ya öylemi kanıtla o zaman”
der.
Temel yoldan bir taksi cevirir ve sorar
- “Uşağum beni burdan üsçüdara ne kadara cötürürsün”.
- “5 milyon abi”
- “Peki ya karumla peraber ne kadara cöturursun”
- “Farketmez”
cevabını aldıktan sonra Fadimeye dönerek
- “Yaa pen sana dememuşmuydum peş para etmessun diye :) )

——————————————–

kurt borsacı genç borsacıyı yanına almış, işin inceliklerini anlatıyor. bütün önemli konular gibi, bu konu da parkta yürüyüş yaparken konuşuluyor. yaşlı kurt anlatıyor :

- durumu değerlendirirken, kafanda ne kadar risk karşısında ne kazanıyorum hesaplarını iyi yapacaksın… mesela bak şuraya bir köpek pislemiş, normalde iğrenç ama sana “parmağını değdir ve yala, karşılığında bir milyar veririm” dediğimde bir fırsat şekline dönüşür değil mi?
- elbette.
- haydi bakalım, bir milyar veriyorum parmağını değdir ve yala.
genç denileni yapar, ihtiyar kurtun anında saydığı bir milyarı cebe atar, yürüyüş devam eder.
- peki ben size bir milyarınızı geri almanız için şu köpek pisliğine parmağınızı değdirip yalamanızı söylesem…
yaşlı kurt hemen yapar ve bir milyarı geri alır.
yan yana yürümeye devam ederler…
genç: – ceplerimizdeki para aynı, ikimizin de ağzında köpek pisliği tadı var. ne fark etti?
yaşlı kurt: – öyle deme; iki milyarlık işlem hacmi yarattık!

———————————–

kılıbık adamın birinin canı kurufasulye ister fakat karısına söylemeye çekinir.akşam eve gelince önce onu sinemaya götürüceğini söyler.bir süre sonra canının kurufasulye çektiğini utana sıkıla söyler.tabi karısı her ne kadar istediği zaman sinemaya gidebiliceğini bilsede kocasından teklif gelince memnun olur ve akşam yemeğini onun istediği biçimde hazırlar ve yemeği beraberce yerler.sıra gelir sinemaya gitmeye.giderler ve yerlerine otururlar.film başlar.kuru adamı sıkıştırır ve adam karısına eğilerek sorar :
-hanım bir kuş uçurabilir miyim?
karısı :
*hadi uçur bakalım
adam ”zooorttt” yapar.
bir süre sonra yine kuru sıkıştırır.ve adam sallandıktan sonra karısına eğilir ve :
-hanım bir kuş daha uçurabilir miyim?
karısı :
*hadi uçur bakalım
adam ”zooorttt” yapar.
filmin yarısına gelindiğinde kuru yine sıkıştırır.adam biraz sabreder fakat nafile.karısına eğilir ve :
-hanım son bir kuş daha uçurabilir miyim?
karısı :
*neyse uçur bakalım
bu esnada arkadaki adam elini adamın omzuna koyar ve :
+eğer bir kuş daha uçurursan anam avradım olsun yuvasını dağıtmassam !!!..

———————————————-

Temel askerde biraz tembel..Sabah ictimasindan kaytarip bir agacin altina yatar.
-Ancak biraz sonra yakalanir. Komutan yanina cagirir.
-Meslegin nedir? -Insaat kalfalugu yapayurum komutanim.
-Ha demek oyle, Peki sen insaatta yaninda calisan bir isciyi boyle yatarken yakalarsan ne ederdin.
-Temel firsati kacirmaz:
…-Hemen, hic dusunmeden isine son verirdim evine gonderurdum komitanum….

———————————————-

Öğretmen, öğrencilerine verdiği ödevi bir dahaki hafta pazartesi günü getirmedikleri takdirde kabul etmeyeceğini söylemiş. Olacak ya, o gün öğretmenin dersi yokmuş. Bu yüzden öğrenciler de ev ödevini yapmamışlar. Ertesi gün öğretmen,
-Haydi bakalım çocuklar, ödevlerinizi getirin, demiş. Öğrenciler de hep bir ağızdan,
-Öğretmenim, günü geçince almayacağınızı söylemiştiniz, biz de getirmedik, demişler.

——————————-

Öğrenci derse geç kalmıştı.
Öğretmen niye geç kaldığını sordu.
Öğrenci “Arı soktu” dedi.
Öğretmen: “Nereni soktu?”
Öğrenci: “Söyleyemem.”
Öğretmen kızdı, “Otur!” diye bağırdı.
Öğrenci boynunu bükerek cevap verdi:
“Oturamam!” :D

—————————

Adam: Alo
Kadın: Merhaba şekerim, kulüpte misin?
Adam: Evet.
Kadın: Ay ben burda süper bir deri ceket gördüm. 1000 dolarcık.
… Alabilir miyim?
Adam: Oluur, madem çok sevdin, al tabii.
Kadın: Aslında buradan önce de galeriye uğradım. 2008 modelleri
gelmiş, tam istediğim renkte birini buldum.
Adam: Ne kadar?
Kadın: 60 000 dolarcık.
Adam: O parayı vereceksem bütün aksesuarlarını isterim ama…
Kadın: Yaşasınnn! Bir şey daha var, geçen sene beğendiğimiz ev yine
satılık ve 450 000 dolar istiyorlar.
Adam: Tamam, ama 420 000 dolardan fazla verme sakın.
Kadın: Oldu şekerim. Sonra görüşürüz. Seni seviyorum.
Adam: Ben de seni…Görüşürüz.
Adam telefonu kapatıp afallamış şekilde onu seyreden topluluğa döner
ve sorar:
“Bu telefon kimin, bilen var mı?

——————————–

Vezirler huzura cikmislar:
- Padisahim, hazinede para kalmadiYeni vergilere ihtiyacimiz var, diyerekten
Padisah, kavugunun altindan kafasini kasimis,
- Eeee! Ne vergisi koyalim?, demis
- Koprulere adam koyalim, gecenden bir akce alsinlar!
Aradan bir sure gectikten sonra sormus vezirlerine:
- Tepki var mi?
- Hic bir tepki yok!
- Iyi o zaman koprunun diger tarafina adam koyun, cikandan da bir akce alsin!

Aradan bir sure gecmis, Padisah:
- Var mi sikayet?
- Yok!
Halkinin tepkisizligine kizan Padisah, gurlemis:
- Koprulerin ortasina da adam koyun, gelip geceni tokatlasın!
Aradan birkac gun gecmis, halktan bir tepkinin olmamasina icerleyen Padisah, cagirmis vezirlerini,
-Halki dinleyelim hele bir, demis
Gitmisler köye, Padisah sormus:
- Var mi sikayet?
Ses yok

Padisah tekrar :
-Var mi sikayet? Sikayeti olan soylesin!
diye gurleyince arkalardan ciliz bir ses duyulmus
Sesin sahibi Temel:
-Padisahim, o koprunun ortasindaki adam var ya!
- Eeee!, demis Padisah bir umutla
- Aksamlari cok kalabalik oluyor, sira uzuyor, eve gec kaliyoz, bir adam daha koysaniz :) )

————————————————-

delikanlı sevgilisini akşam eve bırakır.evin önünde masum bir fısıltıdan sonra ateşlenir.bir elini
duvara dayayarak
erkek: beni öpermisin?
kız: delimisin evin önünde annemler görür der
erkek: ne olacak canım bu saatte kim görecek,ne olur seni çok seviyorum..
kız: bende seni ama olmaz..
erkek devamlı ısrar eder.bir ara aniden merdivenlerin ışığı yanar ve kızın küçük kız kardeşi
belirir.
küçük kız :babam diyor ki öpecekse öpsün,gerekirse ben öpecekmişim, o da olmazsa kendisi
gelecekmiş ama o hayvan oğlu hayvana söyle elini diyafon düğmesinden çeksin de

————————————————–

Evin hanımı mutfakta sabah kahvaltısı için tavada iki tane yumurta pişirirken içeri kocası dalmış,

“Dikkat.. Dikkat!..
Biraz daha yağ koy!..
Aman Tanrım ne kadar çok pişiriyorsun..
Çok fazla..
Şimdi çevir..Şimdi..
Off..Daha fazla yağ koy..
Yapışacaklar..Dikkat.. Dikkatttt!
Sana dikkatli ol demiyor muyum?..
Yemek pişirirken beni hiç dinlemiyorsun..
Çevir hadi onları..
Çabuk ol.. Deli misin?..
Aklını yitirdin herhalde..
Tuz koymayı unutma..
Her zaman unutursun zaten..
Tuzu kullan.. Tuzu .. Tuzu diyorum.
Karısı dönüp şöyle bir bakmış kocasına, “Sana ne oluyor öyle?”demiş “İki yumurtayı nasıl pişireceğimi bilmediğimi mi zannediyorsun?”

“Bak bir tanem..” demiş adam artık sakin sakin.. “Sadece sen
yanımda otururken Araba kullandığımda neler hissettiğimi anlamanı istedim.”:)))


23. Gün FIKRALARI

Temel ile Dursun ordunun hava bölümündeler ve savaşa hazırlık için tatbikat yapıyorlar.50-60 helikopterden 200 kişi atlıyor , herkesin paraşutu açılıyor ama Temel’in paraşutu açılmıyor.Temel havada yere düşerken Dursun’a bağırıyor :
“Dursun benim paraşut açılmadı yardım et” diye bağırır
Dursun hemen cevap verir :
“Bişey olmaz uşağum nasıl olsa tatbikat yapayruk” :)

————————————

Cafer komadadır, yanında ise karısı Cafer’in gözleri nemli, kısık sesiyle karısına doğru bakar ve konuşmaya başlar;
- ”İlk işten kovulduğum zaman yanımdaydın. İflas ettiğim gün oradaydın. Vurulduğum zaman ilk gözümü açtığımda seni gördüm. Trafik kazası geçirdiğimde hastanede hep baş ucumdaydın”
Karısı takdir edilmenin mutluluğunda tabi.
- ”Şimdi komadayım yine başucumdasın sonunda anladım ama, çok geç oldu yahu sen ne uğursuz karısın”…

———————————-

Temel kola otomatiğine gitmiş, para atıp düğmeye basmış ve kolasını almış. Bir para daha atmış, yine düğmeye basmış ve yine kolasını almış. Bunun üzerine heyecanla arkadaşlarının yanına gitmiş ve :
- Çabuk bütün bozuk paralarınızı verin, bugün şansım çok iyi!

————————————

bir adam bir gün bir petshopa giriyo kendisine en yakın duran papağanı gösterek
-pardon bunun fiyatı nedir diyor
-10000$ efendim
-neden bu kadar pahalı peki
-efendim o 300 tane kelime biliyor
biraz uzaktaki papağanı işaret ederek
-peki bunun fiyatı nedir
-20000$ efendim
-peki bu neden pahalı
-o aynı kelimeleri hem ingilizce hem türkçe söylüyor
onun yanındaki papağanı göstererek
-bunun fiyatı nedir
-30000$ efendim buda kelimeleri her dilde söylüyor
adam biraz daha bakındıktan sonra dükkanın yüksek bir yerinde asılı olan papağanı görüyor ve soruyor
-bunun fiyatı nedir
-100000$ efendim
-bunun özelliği nedir
-valla bu pek konuşmuyo ama ordaki 3 papağan buna “hocam” diyorlar

———————————

adamin biri issiz bir adaya duser, birden calilarin arkasinda kazanin etrafinda dans eden yerlileri gorur.
- aha simdi boku yedik! der.
o anda yaninda en ak sakallisindan bir dede belirir:
- dur evlat, daha boku yemedin. der
- al su ta$i, su suslu koltukta oturan adamin kafasina tum gucunle at.
bizim adam dedenin dedigini yapar, kabile reisinin basina tasi atinca dans eden butun yerliler bi anda buna dogru doner.
ve ak sakalli dede finali yapar:
- aha evlat! simdi boku yedin.

——————————

İki akıl hastası havuzun başına gelirler, biri hemen havuza atlar, suyu içer, azıcık içtikten sonra tükürür bunu gören diğer akıl hastası:

“Ne yaptın sen şimdi?” der.

Havuzdaki hasta:

“Geçen gün iki şeker atmıştım, tatlı oldu mu diye bakıyordum ama olmamış.” der.

Dışardaki hasta:

“Sen deli misin nesin yahu, karıştırsana…

————————

Oğlu, Kayseriliden para istedi: – “Baba 500 bin lira verir misin?” Kayserili : – “400 bin mi? Naapcan lan 300 bini. 200 bin neyine yetmiyor. Al sana 100 bin yeter.” der ve çıkartıp 50 bin lira verir. Bunun üzerine oğlu pişkin pişkin güler: – “Baba bana zaten 50 bin lira lazımdı.” Kayserili : – “Bak kerataya, sahte para vermesem kazıklayacaktı beni..”
:) )))

——————————————-

Padişahın biri,
- Bana yalan söyleyebilene bir küp dolusu altın vereceğim!
demiş. Yalancılar, hemen saraya koşuşturup başlamışlar yalana;
- Bir kuş, aslanı kapıp yuvasına götürdü.
- Bunun neresi yalan?.. Kuş kartaldır, Arslan da kuzu kadar minik bir yavru. Kaptı mı götürür tabii!..
…- Komşu ülkede bir eşeği kral yaptılar!..
- Ülkenin kralı, pencereden bakınırken tacını düşürmüş. Taç da pencerenin altındaki eşeğin başına geçmiş. Taç kimin kafasındaysa, kral odur tabii!..
- Padişahım, ben gökyüzüne bir ok attım. Altı ay sonra geri döndü!
- Senin ok bir ağacın üstüne düşmüştür. Ağaç, sonbaharda yapraklarını dökünce, takılacak yer bulamayıp yere inmiştir.
Böylece padişah, her yalana gerçek bir bahane bulmuş ve kimse padişaha bu yalandır dedirtememiş. Ama bir gün bir Kayserili gelmiş;
- Padişahım, sen benim babamdan borç olarak bir küp dolusu altın almıştın. Şimdi geri almaya geldim. Yalandır dersen ödülümü ver. Yalan değil dersen borcunu öde!..

——————————–

Tilki ormanda gezmektedir. Bir ağacın dalında asili bir geyik budu görür.
Açtır a…ma şüphelenir kontrol etmeye baslar ve görür ki bu bir tuzak.
Geyik budu bir iple bombaya bağlıdır.
Epeyce uzağa gider ve başını kollarının üzerine koyarak yatar, biraz sonra kurt gelir, budu görür ve yatan tilkiyi de tabi…
Tilkiye sorar ‘ne yapıyorsun dostum’
… Tilki cevap verir ‘hiç… Yatıyorum’
-Burada bir but var
-Evet var
-Neden yemedin
Tilki sakince cevap verir;
‘BU GÜN ORUCUM’
Kurt kendinden emin;
‘Ben yiyeyim o zaman’
Tilki ‘Buyur afiyet olsun’ der.
Kurt buta uzanır uzanmaz bir patlama, ortalık toz duman, kurt yaralı, hareketsiz, 10 metre uzakta, perişan halde yatarken tilki sakince budu yemeye başlar.
Bunu gören kurt;
‘LAN SEREFSIZ HANI ORUCTUN’
Tilki pişkin pişkin;
‘Biraz önce top patladı duymadın mı ? :) )

———————————-

TEMEL BIR YARISMAYA KATILIP
KAZANIR, ve KENDISINE BIR
KITAP HEDIYE EDILIR. KITABIN ADI
DA DUZ MANTIK TIR.
TEMEL HEDIYEYI ALIRKEN SORAR

-bu kitapta ne yaziyo?
-okuyunca ogrenirsin…
-ben onunla ugrasamam anlat
bakiim sen bana?
-ok bak simdi senin evinde
Akvaryum var mi mesela
-evet var…
-o zaman icinde Su da vardir?
-evet var…
-içinde su varsa balik da vardir….
-evet var…
-balik varsa hayvanlari da
seviyosundur sen?
-evet….
-hayvanlari seviyosan insanlari da
seversin heralde?
-evet
-o zaman senin sevgilin de vardir?
-evet var
-yasli gorunuyon o zaman senin
karin vardir?
-evet var..
-e karin olduguna gore de
homoseksuel diilsindir?
-evet…
-bak gordun mu?…
temel cok etkilenir! kitabi alir
koltugunun altina eve dogru
giderken
dursunu gorur… dursuna sorar
-temel o ne?
-duz mantik kitabi!
-nasi bisiy bu anlat bakiim…
-bak simdi
-sizin evde akvaryum var mi?
-yook!
o zaman sen ibnesin. :D


22. Gün FIKRALARI

Temel Londra’ya uçakla seyahat ediyormuş. Uçakta her şey normal iken birden pilotun sesi duyulmuş:
- “Sayın yolcular, uçağımızdaki 4 motordan bir tanesi bozuldu, ama biz 3 motorla rahat iniş yapabiliriz” Neyse rahatlar herkes. 15 dakika sonra bir anons daha:
- “Sayın yolcular maalesef 1 motorumuz daha bozuldu ama biz 2 motorla inişi yapacağız” Herkes rahat ama bir anons daha gelmesinden korkmaktadır. 20 dakika sonra bir anons daha gelir:
-”Sayın yolcularımız 2 motordan biri daha bozuldu ama biz en iyisiyiz ve 1 motorla inişi size garanti ediyoruz” Herkes ohh çeker rahatlar. Temel ise panik içinde:
- “Uyy bu motorda bozulursa havada kalacağuz” :D

———————————

Temel’in eski bir BMC kamyonu vardir. Yolda giderken kırmızı ısık yanar ve frene basar. Kamyon durmaz önünde giden son model BMW ye carpar.. Temel hemen atlar, şoföre yalvarır :
- Aman abi affet, sen zengin adamsin, seni etkilemez, ama ben ömür boyu çalışsam ödeyemem. Adam Temel’e acır ve affeder. Yollarina devam ederler.Ileride yine kırmızı ısık yanar.Temel kamyonu yine durduramaz. BMW’yi hurdaya çevirir.Yine atlayip yalvarmaya baslar
-Aman abi, benim çocuklarim var, affet. Zaten arabana çarpmıştım, hasar biraz daha büyüdü sadece. Adam Temel’e yine acir ve : -Tamam, gözüme görünme, bas git..
Yollarina devam ederler. Yine kirmizi isik yanar. Temel BMW’ye yine çarpar. Bu sefer kafasini camdan çikarip, bagirir :
- Benim abi Benim, devam et…

—————

Çok zengın bir o kadar da gösteriş düşkünü olan bir avukat yen aldıgı Ferrarisin…i ilk defa kullanmaktadır. Şehirde biraz turladıktan sonra işyerinin önüne arabasını park eder. Arabasının kapısını açarken süratle gelen bir otomobil arabasının kapısını koparır ve kaçar.

Deliye dönen avukat hemen polisi arar. Gelen polise bağırmaya baş…lar:

“Bana hemen o herifi bulun! Yenı arabamın kapısını kopardı. Daha bugün almıştım arabamı. Onu bulun bana! Donuna kadar alıcam o herifin. Sürüm sürüm süründürecegim…”

Polis hayretler içinde adamı dinler ve derki:

“Arabanızın kapısını koparan araç aynı zamanda kolunuzu da koparmış. Sizse hala arabanızdan bahsedeyorsunuz…”

Avukat şaşkınlıkla; olmayan koluna bakar ve bağırmaya başlar:

“Lanet olsun, Rolex saatim de gitmiş!” ..:))

—————————-

Temel ve Cin Bir Fransız bir İngiliz ve bir de Temel bir gemi kazasından sonra ıssız bir adaya çıkarlar. İngiliz kumsalda bir lamba bulur. Fransız bunun Aladdin’in lambası olabileceğini söyler ve lambayı ovuşturur. Gerçektende lambadan bir cin çıkar.
-”Ne dilerseniz dileyin benden” der. İngiliz
-”Ben ailemin yanına İngiltereye gitmek istiyorum” der. Cin isteyi yerine getirir. Sıra Fransız’a gelir. Oda ailesinin yanına Fransaya gitmek ister. Onun isteyide yarine gelir. Sıra Temeldedir. Temel biraz düşünür. Cin çabuk olmasını söyler. Temel etrafına bakar ve cin’e dileyini söyler.
-”Arkadaşlarımda gitti ben bu ıssız adada yalnız kaldım onun için arkadaşlarımı geri getirmeni istiyorum” der :) )

————————–

- Anne sana birşey diyeceğim.
+ Yine ne yaptın?!
- Her zaman kötü birşey yaptığımı düşünmenden nefret ediyorum. Bana karşı hiç güven duymadığını düşünüyorum. Böyle davranırsan bana güvendiğini nasıl anlayacağım?
+ Haklısın canım, özür dilerim. Bana ne diyecektin?
- Lambayı kırdım. :D

——————————

Genç bir çocuk heyecanla annesine gelir aşık olduğunu, evlenmek istediğini ve tanıştırmak istediğini söyler Ama, sadece eğlence olsun diye eve 3 kız getireceğini ve annesinin evleneceği kızı tahmin etmesini ister

Ertesi gün 3 güzel kızla eve gelir Otururlar, sohbet ederler
Bir süre sonra çocuk heyecanla annesine sorar
-Tahmin ettin mi, diye
Anne duraksamadan cevap verir:
-Ortadaki kızıl saçlı
Çocuk hayretle annesine sorar:
-Inanılmaz, nasıl bildin?
Anne cevap verir:
-Bir tek ondan hoşlanmadım:

——————–

temel evine yalan makinesi almış… Salonda köşeye koymuş.. “Kim yalan söylerse ötecek” demiş.. Akşam yemeğe oturmuşlar.. Oğluna “Bugün nerdeydin” demiş, .. Oğlan “Okuldaydım, tabii” deyince makine ötmüş. Oğlan da itiraf etmiş, sevgilimle birlikte sinemaya gittim der.. temel fena halde kızmış, oğluna.. “Ben senin yaşındayken kızlarla çıkmak nedir bilmezdim” deyince makine gene ötmüş. Anne gülmüş, bu defa.. “Al işte!.. Senin oğlun!..” deyince Makina başlamış “düüüüütt”

——————————

Bir Amerikalı, bir Alman ve birde bizim Temel bir araya gelmişler. Sohbet ederken Amerikalı bizim açlık sınırımız 500 dolar biz bizim işçilerimize 1000 dolar veriyoruz 500 dolarını harcıyorlar 500 dolarını napıyorlar biz bilmiyoruz. Bu defa Alman bizim açlık sınırımız 600 euro biz bizim işçilerimize 1500 euro veriyoruz 600 eurosunuz harcıyor 900 euro sunu napıyor biz bilmiyoruz. Sıra bizim Temel’e gelmiş. Temel : bizim açlık sınırımız 1000 YTL , biz bizim işçilerimize 500 YTL veriyoruz , 500 YTL yi nerden buluyorlar biz de onu bilmiyoruz:))

—————————–

Temel yolda az kalsın bir arabanın altında kalıyormuş.
Şoför kafasını camdan dışarı çıkararak Temele:

-Dangalak mısın be adam! demiş

Temel hemen kahvedeki arkadaşı Dursunun yanına gitmiş ve dangalak kelimesinin anlamını sormuş.
Dursun da arkadaşının kalbini kırmamak için şöyle demiş:

-İyi kalpli hoşgörülü yakışıklı bir adamsun anlamına geliy, demiş.

Temel yine bir gün arabanın altında kalıyormuş.
Şoför kafasını camdan dışarı çıkararak Temele:

-Dangalak mısın be adam! demiş.
Temel de:
-Sen penu gençluğumde görecektun. Daha da dangalaktum :D

——————–

———————————–

Biyoloji dersinden yapilacak sinav için siniftaki herkes acayip çalismis,
notlar, kopyaliklar havada uçusmus. Daha sonra sinavin yapilacagi gün
gitmisler bir de bakmislar, ortada kagit kalem yok sadece sira sira
mikroskoplar.
Hoca;
-Bu mikroskop lam’larinda bir böcegin bacagi var, sinaviniz bacagindan böcegi tanimak”
Tabi hemen itirazlar ama fayda etmemis, hoca dedigi dedik. Ögrenciler
mikroskoplarin basina geçmis ama taniyamiyorlar… En sonunda biri dayanamamis,
kapiyi çarpip
çikmis.
Hoca arkasindan seslenmis;
-Kimsin sen, kapiyi çarpip çikiyorsun?
Kapi hafifçe aralanmis ve bacagini uzatmis,
-Tanisana hadi tanisana kim oldugumu… :) )


21. Gün FIKRALARI

Dünya Genetik Projeler Yarışması yapılıyormuş. Tüm ülkelerden genetik
profesörleri yarışmaya çalışmaları ile katılmış. Önce Fransız profesörün
çalışmasının başına gelmişler. Jüri başkanı çalışmasının ne olduğunu sormuş.
Fransız profesör anlatmış:
- Ben inek genleri ile tavuk genlerini birleştirdim. Ortaya çıkan mahlukatın
eti kırmızı et kadar lezzetli, beyaz et kadar sağlıklı oldu.
Ardından diğer çalışmalar için ülke ülke gezmeye baslamışlar. Sıra gelmiş
Türkiye’den bizim Laz profesöre.
Jüri başkanı:
- Sizin çalışmanız nedir? diye sormuş.
Laz profesör anlatmış:
- Ben karpuz genleri ile hamamböceği genlerini birleştirdim.
Birden tüm salondan kahkaha kopmuş ve başkan Laz profesöre:
- Bu çalışma ne işe yarar? diye sormuş.
Laz profesör:
- Acayip işe yarıyor, karpuzu kesiyorsun, çekirdekleri kaçısıyo.

———————————————————-

3 astronotun uzaya gönderilmelerine karar verilir. Bunlardan biri Alman, biri İngiliz biri de Temel. Uzay görevinin süresi ayları bulacağından her birinin en önemli ihtiyaçlarını sorulur.

Alman: Bol bira ister.

İngiliz: Bana bol bol viski.

En son Temel’e sorarlar. Temel: “Bana da bol bol sigara.” der.

Astronotların istekleri yerine getirilir ve kendilerine görev boyunca sıkıntısını çekmeyecekleri kadar talep ettikleri her ne ise uzay mekiğine yüklenir, fırlatma yapılır ve görev başlar.

Aylarca süren görev sonunda dünyaya geri dönerler. Tabi aileler merakla bekliyor. Önce Alman iniyor, zaten iri yarı olduğu halde kocaman da bira göbeği yapmış. Sonra İngiliz iniyor, hala zil zurna sarhoş.

En sonunda uzay mekiğinden Temel’in inmesine sıra geliyor. Temel kapıda görünür görünmez fırlıyor ağzında sigarayla:

“Allahını seven bana ateş versin!!!”

—————————————————

Ormanda dolaşan 2 avcıdan biri birden bire yere düşer. Arkadaşı, düşen adamın nefes almadığını ve gözlerinin ferinin söndüğünü görür.
Bunun üzerine telefonla acil yardımı arar. “Arkadaşım öldü, ne yapabilirim” diye sorar.
Telefondaki ses yanıtlar: “Sakin olun. Size yardım edebilirim. Ama önce arkadaşınızın ölüp ölmediğinden emin olalım.”
Telefonda bir süre sessizlik olur ve bir silah sesi işitilir.
Avcı telefonu tekrar eline alır ve şöyle der: “Evet, tamam. Şimdi ne yapacağım?”

——————————————-

Temel’in babasının cenazesine gelen bir aile dostu “nasıl oldu” diye sorar.
Temel : 30. kattan düştü.
Adam : çok feci ölmüş.
Temel : yok, manavın tentesine çarpıp tekrar yükseldi.
Adam : daha şiddetli çakıldı o zaman.
Temel : hayır, kasabın tentesine çarpıp ordan karşı binanın çatısına fırladı.
Adam : demek çatıya çarpıp öldü.
Temel : yok, çatıdan yuvarlanıp elektrik tellerine gitti.
Adam : çarpıldı mı ?
Temel : yok canım teller yaylandı, babamı 200 metre yukarı fırlattı. bunları duyan adam dayanamaz ve temel’e bagırır ulan nasıl öldü bu adam ?
Temel : baktık durmuyo vurduk !

——————————————–

Temel:
- Aklından bir sayı tut.
Dursun:
+ Tuttum.
Temel:
- Sıfırla çarp.
Dursun:
+ Çarptım.
TemeL:
- Sonuç sıfır.
Dursun :
+ Oha nasıl bildin.
Temel:
- Haçan o Pizum oraların sirru :D

—————————–

Üç Amerikan askeri Iraklı bir amcanın bakkalına girerler, alış veriş yaparken
‘kahrolsun Amerika” diye bir ses duyarlar. Etrafa bakınırlar ve sesin bir
papağandan geldiğini görürler..

Bunun uzerine Iraklı bakkal amcaya ‘bu papağanı buradan yok et, yarın
geldiğimizde görürsek seni mahvederiz” derler..

Askerler gittikten sonra bakkal amca kara kara düşünmeye başlar; çünkü
papağanını çok sevmektedir. Derken aklına cami imamının papağanı
gelir. Hemen imamın yanına koşar başından geçenleri anlatır ve ‘Hocam eğer
sakıncası yoksa papağanları değişelim’ der.. Hoca kabul eder ve değişim
gerçekleşir. Ertesi gün işgalci Amerikan askerleri gelir, papağanı görürler
ve kızarak :” Biz sana bunu yok edeceksin demedik mi? ‘
Amca bu papağan o değil dese de inandıramaz.
Sivri zekalı askerin biri ben şimdi anlarım bunun dünkü papağan olup
olmadığını der ve papağanın tekrarlamasını umarak bağırır:

‘Kahrosun Amerika!!

Ses çıkmyınca bakkal amca dahil hep birlikte bağırmalarını söyler:

-Kahrolsun Amerika!
(ses yok)

-Kahrolsun Amerika!
(ses yok)

-Kahrolsun Amerika!

Papağan dile gelir: – Amin evlatlarım, dualarınız kabul olsun :D

————————————

Bir anne 8 yaşındaki kızıyla otobüste gidiyorlar.
Durakların birinde bir kaç tane hayat kadını müşteri bekliyor.
Kız annesine;
— Bunlar kim? Ne diye bekliyorlar?
Anne ;
— Bunlar kocalarını bekleyen kadınlar kızım.
Bunu duyan otobüs şoförü dönüp;
— Çocuğa böyle saçma sapan şey anlatmayın.Bunlar hayat kadınıdır ve para için erkeklerle yatıyorlar.
Çocuk ;
— Anne, bunlar erkeklerle yatarlarsa, o zaman da çocukları da olur, bu çocuklar sonra ne oluyor?
Anne;
— Otobüs şoförü!! xD

————————————-

+Öğretmen çocukların “mucize” kelimesini bulmalarını istiyormuş.
- İnsan yirminci kattan düşüp ölmezse buna ne denir?
- Tesadüf, demiş öğrenci Temel
+Öğretmen soruyu yinelemiş.
- Peki, insan yirminci kattan ikinci kez düşer yine ölmezse ne denir?
- Şans.
- Peki üçüncü kez olsa?
- Alışkanlık :D

————————————

Karı-koca sohbet ediyorlarmış….
Kadın;
-Ölürsem evlenir misin kocacım ?
-Evlenmem tabiki yapar mıyım öyle şey aşkolsun
-Evlenirsin, evlenirsin demiş kadın..
.Adam şöyle bi düşünmüş;
-Belki evlenirim, çocuklar ortada kalmasın diye demiş.
Kadın;
-Pekiiii, ona da bana yaptığın gibi mantı yaparmısın ?
Adam cevap vermiş;
-Yok yapmam… O mantı sevmiyor… :D

————————————-

Adamın işi varmış, Ankara’ya gidiyormuş, tam uçağa binerken
kulağında bir ses :
-Binme, bu uçak düşecek!
Dönmüş, bakmış, kimse yok, ama içine de bir kurt düşmüş, binmemiş.
İkinci uçağı beklerken kara haber ulaşmış :
-Uçak düştü kurtulan olmadı!
Koşmuş Haydarpaşa’ya, bilet almış, tam trene binecek,
aynı ses kulağında -Binme bu trene, raydan çıkacak!
Dönmüş, bakmış yine kimse yok, trene binmemiş, gelmiş eve,
sabah gazeteyi açınca tüyleri ürpermiş :
-Tren Eskişehir’de raydan çıktı şu kadar ölü, şu kadar yaralı…
Allahına şükretmiş, koşup otobüse bilet almış,
tam binerken yine o ses :
-Bu otobüse binme, freni patlayacak!
Dönmüş yine kimse yok! Dayanamamış, bağırmış :
-Sen kimsin yahu?
-Ben senin iyilik meleğinim!
Adam iyice kızmış :
-Ulan evlenirken neredeydin :) )